menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

'Sentimental Value': Bir baba, bir ev ve iki kız

13 0
04.01.2026

Türkiye’de ‘Oslo, 31 Ağustos’ filmiyle kendisinin bile bilmediği büyük bir hayran kitlesi edinen Norveçli yönetmen Joachim Trier bu kez ‘Sentimental Value’ (Manevi Değer) ile karşımızda.

Bir baba iki kız hikayesi gibi görünen film aslında kuşaktan kuşağa aktarılan travmaların, sanatsal üretim sancılarının, yaşlılığın, aile kurmanın ve bir evin öyküsü. Kısaca çoklu parçalar bütünü.

Stellan Skarsgård, Gustav Borg karakteriyle yönetmen bir baba olarak karşımıza çıkıyor. Yetmişlerini geçmiş ve artık şaşalı kariyerini geride bırakmış bu adam travmalarının merkezi olan aile evine yıllar sonra döndüğünde hayatı içinde bocalamaya başlıyor.

Borg, zamanında gittiği terapist ona iyi gelmiş olacak ki bu kadınla evlenip bir aile kuruyor. İki kız babası oluyor olmasına ama bir süre sonra çekilemeyen kavgalar, çözülemeyen anlaşmazlıklar sonucunda evini terk ediyor.

Terapist anne koskocaman ve hikayenin baş karakterlerinden olan evde, kızlarıyla üç kişilik bir hayat sürüyor. Tabii terapiye gelen ziyaretçiler de evin başlıca misafirleri.

Kızlardan Renate Reinsve’nin canlandırdığı Nora Borg başarılı bir tiyatrocu. Ama o kadar ünlü değil. Televizyona yaptığı bir iki dış dışında pek sinema kariyeri de olmamış. Nora’nın hiçbir ilişki kuramama ve bağlanma problemlerinin yanı sıra belki de annesinin kaybıyla tetiklenen bir sahneye çıkamama krizi de vardır.

Ve Nora’nın hayatta kardeşi Agnes’den başka kimsesi yoktur. Inga Ibsdotter Lilleaas’ın canlandırdığı Agnes, Nora’nın ve babasının aksine sanatla uğraşmamış, tarihçilik yapmış ve evlenip bir çocuk sahibi olmuştur. Kısaca filmde de çok değinileceği gibi bir yuvası vardır.

Karısıyla yürütemediği evliliğin ardından evi terk eden kızlarıyla sınırlı bir iletişimi olan Gustav Borg karısının cenaze yemeğine aniden gelerek çocuklarının hayatına yeniden girer.

Bu gelişin asıl amacı çok geçmeden kızı Nora’nın önüne koyduğu senaryoyla ortaya çıkar. Büyük kızını filmde oynatmak ister yaşlı yönetmen. Ama kendisini bir gün bile sahnede izlememiş bu adamın teklifini Nora kesin bir dille reddeder.

Gustav’ın “Daha dün elli beş yaşındaydım bugün yetmiş” dediği sahnede onun bir yaşlılık bunalımımda olduğunu, eski arkadaşlarının elden ayaktan düşmesinin onu epey kırdığını film ilerledikçe görürüz. Gustav belki de dünyadan ayrılmadan önce eski defterleri kapatmak, çocukluk travmalarıyla yüzleşmek istiyordur.

Kızı Nora’ysa her yeni temsilde sahneye çıkmakta zorlanıyor ve anksiyete krizleri geçiriyordur. Bunun belki de en büyük nedeni onu bir kez bile sahnede izlememiş, kayıtsız olduğu şeyi de takdir edemeyen babasıdır.

Hikayede geçen terk edildikten sonra ne yaptığını bilmediğimiz anne kızlarını büyütmüş, ailenin travmalarının merkezi olan o evde onların yanında durmuştur. Ama ölümünden anladığımız kadarıyla anne sadece bir eşlikçidir.

Filmin açılış sahnesinde anlatıcı Nora’nın çocukken yazdığı bir ödevini okur. Yaşadıkları evin hikayesini anlattığı o metinde Nora, babasının gidişini “Adam gidince ev sakinleşti ama evin neşesi de gitti” diye anlatır.

Aslında adamın kendi........

© Diken