Ödül, yangın ve albatros
Ödül, yangın ve albatrosÖ
Bir ağıt yazılsa sonundan hani, muhacir bir keder gibi salınır gönderinde o bayrak. Gidecek yerin olmadığı için, sabaha sığınırsın ama bunu anlatacak kimsen de yoktur zaten.
Kalabalıksın. Karşılaşmalar ve sevinçler yol açar sana. Kendinden olanı kendin gibi sayarsın. Kendinden çıktığın yol yine sana varır ve orada tanıdık bir ayna çatlağıyla karşılasırsın her defasında.
Kurtuluş Parkı’nda oturma eylemi ve açlık grevi yapan madencilerle ilgili iki satır kurmak istersin ama her şey gene gelip boğazına tıkılır. Ekranlar ve sevimli yüzler, destek mesajları ve görüntünün sahteliği çarpar gözüne.
Genç bir şair söz alır, işinden ayrılmıştır, şiir yazacaktır. Gece gündüz şiir yazacaklardır sevgilisiyle, dünyayı değiştireceklerine inanmaktadırlar.
İktidarların ve iktidara yataklık edenlerin, belediye bandosunda mızıka çalanların ve bir sonraki dönem için sıra bekleyenlerin yeri sağlamlaştıkça, o genç şairin sözcükleri eskiyecek boşlukta. Bunu bilmenin ve içine atmanın acısıyla susacaksın her defasında.
Polis copuna, biber gazına maruz bırakılan madencilere dair iki cümle kurmak niyetindesin ama bu yıl da 1 Mayıs için Kadıköy Meydanı’nı işaret etmiştir DİSK. Hem de o kadar girişimde bulunmuş ve vah vah çaresiz kalıp hukuki yolları tükettikten sonra Kadıköy için toplanma çağrısı yapmışlardır. Yav he he..
Yaşadığın ilçenin belediye başkanı gözaltına alınır. Verdiğin oy için tekrar bir seçim yapar encümen. Artık kim kimi seçecekse, senin seçmediğin kim varsa senin adına söz almak için sana hukuktan bahseder.
Yaz geliyor. Orman yangınları demek bu. Yangın uçağı var mı, yok mu? Bunu soramazsın, sorman halinde başına geleceklerden kimse sorumlu değil.
Şairsin. Eşitlikten yanasın. Yıkmak ya da........
