Nâzım Hikmet, firar ve memleket

Kaçış planı komünist ajanlarca yapıldı, hesap edilip hazırlandı ve Nâzım, Rize açıklarında bir Rus motoruyla yurt dışına çıkarıldı…

Yok aslında öyle olmadı, İstanbul Boğazı’ndan geçen ‘Transilvanya’ adlı Rumen yolcu gemisiyle kaçtı.

Ne münasebet efendim, Rus tankerleri ya da Bulgar gemilerinden birine binerek kaçtı.

Bir yanıyla askeri okulda bahriyeli olduğu anımsanmış olacak ki tayfa kılığına giren şairin Şile açıklarından bir motorla kaçtığı iddia edildi.

Rus denizaltılar mı dersiniz, Gemlik kıyıları mı, Bulgar ajanlar mı, Kominform mu?

Türkiye’de görev yapan Sovyet diplomatların resmi araçlarını kullanarak kaçtığı bile iddia edildi.

Onca zaman sudan sebepler, uyduruk yargılamalar, gerekçesiz gerekçelerle hapiste tutulan şairin uzun zaman açlık grevi yaptıktan sonra dışarı çıktığı gelmedi kimsenin aklında. Dünyadan ve Türkiye’den nice aydın, yazar, şair, hukuk insanı, akademisyen destek vermişti, şair salınsın diye. Memleketini sevdiği iddia edilen şair fırsatını bulup kaçmıştı işte. Belgeleriyle çürük raporu olduğu halde 48 yaşında Zara’ya askere alınmak istendiği konu bile edilmedi gazetelerde. ‘Moskof diyarı‘na gitmişti nihayet.

29 Haziran 1951 tarihli Zafer’de, Fahriye Abla’nın şairi Ahmet Muhip Dıranas “Canı cehenneme” demişti memleketten kaçan Nâzım için.

Cemil Barlas, hükümeti kınıyor, Son Havadis’teki yazısında sürekli gözaltında tutulması gereken şairin kaçışını engellemeyen herkesi sorumlu tutuyor, hükümeti açıklama yapmamakla suçluyordu: “Nazım Hikmet herhangi bir vatandaş değildi. Zabıtanın onun murakabesini eksik etmemesi lazımdı.”

Son Telgraf gazetesinde Etem İzzet Benice alıyor sazı eline. O zaman sosyal medyadan destek ya da kınama mesajları yayınlama olanağı bulunmasa da yandaşlıkta yarış hız kesmeden sürüyor elbette. Yakın zamanın bir uydurması değil yandaş basın, havuz medyası falan. “… bu azılı komünistin elini........

© Diken