Edebiyatımızın kara kutusu: Kadir İncesu

Edebiyatımızın kara kutusu: Kadir İncesuE

Kadir İncesu yakın dönem edebiyatımızın görsel hafızasını temsil eder, kara kutu olma görevini kendi kendine vermiştir. Fotoğraf çeker ve biriktirir. Arşiv yapar. Paylaşır ve bir sonraki gün yeni fotoğraflar çekmek üzere yeniden işe koyulur.

Nereye gitse fotoğraf makinesi yanındadır; Kadir, her şart altında fotoğraf çeker. Hiçbir edebiyat etkinliğini kaçırmaz. Yazar örgütlerinin kongrelerini, genel kurullarını yakından takip eder ve fotoğraflar.

Kişisel olarak benim en az 15 yıllık fotoğraflarım vardır Kadir’in arşivinde. Onları yıl yıl ayırdığı gibi, nerede ve ne zaman çektiğini de not eder.

Bazen bir yazarın ya da şairin fotoğrafı lazım olur, akla gelen ilk kişi Kadir İncesu’dur. Etkinliklerde, törenlerde, söyleşilerde, kitap fuarlarında, cenazelerde, iyi ve kötü günlerde oradadır Kadir, fotoğraf makinesi yanındadır daima.

Evrensel Kültür’den Yeni e dergisine uzanan çalışmalarım boyunca Kadir’i hep aradım ve fotoğraflar istedim. Arşivini daima paylaştı. Elbet vardır her şeyin bir karşılığı ama Kadir’in karşılığı ödenebilir gibi değildir ve olmamıştır asla. Ama bazen yayımlanır fotoğrafı ve altında imzası olmaz, yayımlayan sayfa Kadir’in imzasını eklemeyi ihmal eder, kırılır buna, üzülür. Üzülürüz.

Bir stüdyosu yoktur Kadir’in, stüdyoda çalışmaktan hoşlanmaz. O spotların altı fotoğraf çekeni de fotoğrafı çekileni de yorar. Yormadan, yorulmadan bir gönüllü gibi yaşar ve öyle çeker fotoğraflarını. Bazen çekeceği pozu tarif eder ama işte o kadar…

Yeşil sahalardan kitap sayfalarına

Bir takımın antrenmanlarını izlemeye gittiği lise yıllarında düşer aklına fotoğraf çekmek. O heves büyür, fotoğraf makinesi edinir Kadir. Futbolcuların gazetede yayınlanan fotoğraflarıyla kendi çektiklerini kıyaslar. Olmayanı görür. Oldurmanın yollarını arar daima. İsmet Gümüşdere, Yaşar Saygı, Hüseyin Kırcalı gibi foto muhabirlerini takip eder.

Yaşar Kemal, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin girdi düşlerine. Ümraniye Belediyesi’nin bir kütüphanesindeki kitaplar yetmez olduğunda, okuduğu yazarları Tepebaşı’ndaki kitap fuarında göreceğini öğrendi. Makinasını sırtlandığı gibi gitti kitap fuarına. ‘Poz almak’ kolay mı? Fotoğraf makineleri şimdiki gibi dijital değil ki çek çekebildiğin kadar… Makinasına göre 12, 24 ve 36 parçalı poz almalı. Poz bitince yenisini takmak zorunda. Bitti mi? O pozları bir de tab ettirmek var işin içinde; siyah beyaz ayrı para, renkli baskı ayrı para. Amatör bir fotoğrafçının bu maliyeti karşılaması güç tabii.

Sennur Sezer’le Adnan Özyalçıner’in yayına hazırladığı Emek Öyküleri seçkisini gördü, 3’üncü ciltten  Grev Bildirisi kitabından başladı okumaya. İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nda çalışmıştı ve odanın 102 gün süren grevin fotoğraflarını çekmişti.

Grev Bildirisi seçkisini okuduğunda yaşadıklarının başka zamanlarda ve farklı iş kollarında greve neden olduğuna tanıklık edince, seçkinin diğer kitaplarını da aldı. Memleketimizin ve dünyanın çeşitli yerinden yazarlar, izleği çalışma hayatı ve emek olan öyküler yazmışlardı. Sennur Sezer ve Adnan Özyalçıner de bu öyküleri bir araya getirip dört ciltlik bir kitap yapmış ve Evrensel Basım Yayın’da yayınlatmışlardı.

Belki de o günlerde başladı Kadir’in Sennur Sezer ve Adnan Özyalçıner’le yakınlığı. Aralarında kurulan o bağ hiç kopmadı. Kim bilir bu ikilinin kaç bin kare fotoğrafı vardır Kadir’in arşivinde… Her fırsatta yeniden çeker Adnan abinin fotoğraflarını, her karede biraz daha gençleşir Adnan abi..

Okuduğunu yayınlamanın sevinci

Rıfat Ilgaz okumanın bütün yollarından geçmiş olan Kadir, sekiz yıl da Çınar Yayınları’nda çalışmış, Aydın Ilgaz’la birlikte bu yayınevinin zamanını ve yükünü omuzlamıştır. Bir zaman okuduğu Rıfat Ilgaz’ın yayınevinde çalışmak ve onun kitaplarına işçilik etmek de ayrı bir gururdur Kadir için…

İyi editörler de vardı azizim

İyi editörler bir Ece Ayhan dizesi gibidir ve tersine koşan atlara benzer. Kadir de o iyi editörlere denk gelmenin kıymetini bilen kişilerden biridir.

Çınar Yayınları’nın kitaplarını Varlık dergisine götürdüğü günlerden birinde Enver Ercan, yakın zaman önce yayınlanmış Ahmet Oktay kitaplarından başlamasını ve röportaj yapmasını salık vermiştir Kadir’e. Soruları hazırlayıp Güngör Gençay’ın yanında alır soluğu Kadir. Güngör abi bir sorunun yerini değiştirir sadece ve tekrardan korur Kadir’i. Sorular gönderilir, Ahmet Oktay’dan gelen yanıtlar o ayki Varlık dergisinde yayınlanır.

Kadir İncesu sadece fotoğraf çekmez, birbirinden kıymetli söyleşilere de imza atar. Osman Bozkurt’la, Çağlar Mirik’le ortak kitaplara imza atmışlığı olduğu gibi, Dile Gelen Kalem kitabını da anımsamak gerekir. Dile Gelen Kalem kitabının imza gününe Cenk Kolçak ve Emrullah Alp ile gitmiştik. Kadir orada da bizim fotoğralarımız tek tek ve toplu halde çekmişti. Ayrıca bizim için özel ve güzel bir gündü.

Ruşen Hakkı’yı kaybetmiştik. Derin bir sessizlik çökmüştü içimize. Güngör Gençay’la sık sık konuşur ve Kadir’i de alıp Ruşen abinin İzmit’ine gitmek için plan yapardık. İçimizde büyüyen bir çığdı sanki, bunu da gerçekleştiremedik, Taksim İlkyardım’dan alıp Feriköy’de toprağa verdik Gençay’ı.

Öncesi var, 100’den fazla soru hazırlayıp Ruşen Hakkı’nın yanına, Osman Bozkurt ve Güngör Gençay olduğu halde, İzmit’e gitmişlerdi. Ruşen abi sevdiği lokantalardan birinde ağırlamıştı arkadaşlarını. Sorulara bakınca, “Günde üç-dört tanesinin yanıtını daktilo ederim” demişti. Kısa zaman sonra tekrar buluşmak üzere ayrıldıklarında Ruşen abinin aceleyle veda edeceği kimsenin aklına gelmiyordu ne yazık.

Galata Kulesi’ne bakan pencere

Hepimiz oradan geçtik, Güngör Gençay’ın Gerçek Sanat Yayınları bir efsane olarak hayatımıza biçim verdi. Çoğumuzun ilk kitabı Galata Kulesi’ne bakan 120 yaşını geride bırakmış binanın 3’üncü katındaki o pencerenin önünde verildi dizgiye. O çok basamaklı merdivenlerden çıkıp yayınevine ulaştığımızda genellikle kalabalıkla karşılandık, herkesin çıkınında bir şey vardı kuşkusuz. Ekmeği, suyu ve anasonu paylaştık. Hepimizin bir anısı, sevgi cümlesi vardır elbet Güngör Gençay’a ama Kadir İncesu onun öğrencisi, evladı, arkadaşı ve yoldaşı sayılır.

Söyleşi yaptığı kişilerin fotoğralarını çeken Kadir İncesu, zamanla tahmin edemeceğimiz nicelikte bir fotoğraf arşivine erişti. Nerede nasıl muhafaza ediyor bilmem ama, arşivi hep yanında sanırım. Ne zaman fotoğrafa ihtiyacım olsa, Kadir anında gönderir. Ha, yazları memleketine gider ve bir süre kalır orada, o günlerde fotoğrafa ulaşmak için birkaç saat beklemek gerekebilir. Ama işte o kadar.

Kuşaktan kuşağa hepimiz Kadir İncesu’nun arşivinde aldığımız yaşları görüyoruz. Başta yazdım, tekrar edeyim. Kadir İncesu yakın dönem edebiyatımızın karakutusudur.

Emeğine ve arkadaşlığına saygıyla…

Kaynak: Celal Karaca, Aramızda Kalmasın, Bilgi Yayınevi, 1. Basım Mart 2024, sf. 117-124


© Diken