Tolga Voltaire ile konuşurken ben Paşam'a eşlik ettim
Yatağan’dan defalarca geçtim bugüne kadar, ama sadece geçtim; durup bir çay içmişliğim bile yoktu. İlçeye tüm sevimsizliğiyle tepeden bakan termik santral yüzünden, durmak gelmiyor insanın içinden. Bir de durduk yere niye duracaksın ki?
Söylemişimdir, Bodrum’da 10 yıldır düzenlenen Tirhandil Cup’ta ‘Hızır’ ekibindeyim. Geçenlerde ikinci ayak yarışları vardı; hazır gelmişken durumdan vazife çıkarıp buralardaki meyhaneleri yazmaya çalışıyorum.
Yatağan çok ‘buralar‘ sayılmasa da Yörük Restaurant’ın Instagram’da tesadüfen önüme düşen ‘Her Çarşamba-Cuma Fırında Kelle-1991’den Beri‘ mesajı, uzağı yakın etti. İşin içinde meyhane, hele de sakatatlısı olunca akan sular durdu. Bir gün önceden arayıp kelleyi de ayırttım, n’olur n’olmaz…
Tolga’yı (Yeniyurt) aradım. 30 yıla merdiven dayamış bir arkadaşlığımız var. Şimdi Gümüşlük’te yaşıyor. Hiç olmazlanmadı. Erkenden aldı beni, düştük yola. Önce, yolumuzun başka hangi nedenle düşeceğini bilmediğimiz ve bilemeyeceğimiz Yatağan’ı şöyle bir dolaştık, çok da uzun sürmedi. Ziyaret edilecek en iyi yerlerden birini bulmuşuz zaten, daha fazla zaman kaybetmeye gerek yok.
Yörük Restaurant, defalarca geçtiğim ana yol üstünde, İnönü Bulvarı’ndaki bir apartmanın altında. Cephesi çam ağaçlarıyla gizlenmiş olsa da bir bira firmasına ait mavi renkli tabelayı atlamak mümkün değil. Yine kendilerine ait yandaki ‘Yörük Tekel Market‘ ile Voltran’ı oluşturmuşlar.
Çam ağaçları arasındaki girişten, sigara içenlerin tercih ettiği beş altı masalı bir avluya, ardından ana salona geçiliyor. İçeri girdiğimizde saat tam 16:00’ydı.
Girişin solunda fıçı biranın da servis edildiği banko, hemen karşısındaki kolonda Mustafa Kemal Atatürk’ün (1881-1938), içinde beyaz bir sıvı olan kadehli, neredeyse her meyhanede rastlayacağınız siyah-beyaz ‘meşhur‘ portresi… Birazdan o beyaz sıvının aslında ne olduğuna geleceğiz, önce mekânı gezelim.
Portrenin altında yazılı bir pano ve ‘Sonsuza kadar rezerve’ yazılı bir not, rakı şişeleri ve iki kadehin bulunduğu ahşap bariyerle çevrili tek sandalyeli bir masa var. Atatürk’ün masasının sağında (bize göre sol) üç, solunda iki dörtlü masa var. Ortadaki tuvalet salonu ikiye ayırıyor.
Hazır kapısına kadar gelmişken tuvaleti anlatayım. Övgüye değer. İçerde bir pisuvar, bir lavabo ve klozetli bir kabin var. Klozet kapağı hijyenik kılıf sistemiyle donatılmış. Her yeri tertemiz.
Sağdaki sıra sıra masalar mutfağa kadar devam ediyor, tuvaletin böldüğü tarafın arkasında da iki masa var.
Meze dolabının böldüğü açık mutfak salonun sonunda. Keza mutfak da tertemiz.
Paşam’ın hemen sağındaki masaya oturduk. Bizden başka dışarıda bir, içeride iki masa dolu.
Tolga araba kullanacağı için tek kadehle yetinecek. O yüzden 35’lik söyledik.
Meze dolabında çeşit bol. “Bütün mezelerimiz taze” dedi salon şefi Mahmut bey. Cingen pilavı (galiba Çingene), çekişte (galiba çekiçte) zeytin, ekşili mantar (kavurup öyle sosluyorlar), piyaz, acılı ezme, atom aldık önerisiyle. Atomun yoğurdunda sotelenmiş sivri biber de var. Mantarı bu haliyle pek sevdim. Zeytin tam ev işi, piyaz da dozunda. Hepsi taptaze.
Mahmut bey (Parlak, 56) Aydın Bozdoğan’dan. 43 yıldır meslekte. Bozüyük köyündeki 850 yıllık tarihi çınarın altında servis veren Pınarbaşı Restaurant’ta çalışmış 35 yıl.
“Oranın şef garsonuydum. İşletme belediyeye geçince ayrıldım, dokuz aydır........© Diken
