Önümde rakı, karşımda bir süper kahraman, sonrası meyhane mucizesi |
Son yazıda Oksijen Gazetesi’nin Evrim Ağacı köşesini kaleme alan Çağrı Mert Bakırcı’nın ‘Zehir olduğunu bile bile neden alkol tüketiyoruz?‘ başlıklı yazısından ‘katılmadığım bazı ifadeleriyle ilgili muhalefet şerhimi saklı tutarak’ alıntılar yapmıştım. Adana çevresinde çok kullanılan deyimle, ‘muhallandığım’ yaklaşımları içindi düştüğüm şerh. Yalnız değilmişim.
Benim muhallandığım taraflar daha çok, içkiye biraz da -nasıl söyleyeyim- düşmanca ifadelerle yaklaşımıydı. Yazının bilimsel içeriğini sorgulamak haddim değil tabii ki; bilim insanı değil, meyhaneciyim en nihayetinde. Ben kendi meşrebimce yaklaştım konuya, işime gelenleri alıntıladım kaynak göstererek.
Gelen bir WhatsApp mesajı, sadece alkollü içkiye yaklaşımında değil, bilimsel argümanlarında da sorun olduğunu anlatıyordu yazının. Üstelik bu mesaj herhangi birinden değil, Türkiye sınırlarını -hem de yapıp ettikleriyle- aşmış bir bilim insanından geliyordu:
“Yazınızda adı geçince bakayım dedim. Ama…
Alkol kimyasal olarak zehir değil…
Beyindeki ödül mekanizması hâlâ milyonlarca yıl önceki gibi çalışmıyor…
O mekanizma ile beslenme dürtüsü farklı şeyler…
Karaciğeri iflas ettiren alkol değil, onu tüketiş tarzıdır…
Sosyal hayatı yıkan ‘tuzak’ olma iddiası için de yukarıdaki madde geçerlidir…
Primatlar ağırlıklı olarak meyve ile değil; böcek, tohum, yaprak ve meyve arasında varyasyon gösteren beslenme rutininde idiler…
Beyindeki ‘inhibisyon’ yine beynin kendi yaptığı bir şeydir, korteks/kabuk tabakadaki kontrol merkezlerinin etkisiyle. Alkol, korteks hakimiyetini azalttığı/kaldırdığı için; özellikle ayıp/yasak/günah/yanlış… gibilerinden kavramlar, içkin toplumsal kontrol mekanizmaları devre dışı kalır ve malum sarhoşluk halleri ortaya çıkar… ‘Öpiiciim abicim, kardeşim’ gibilerinden ‘sosyalleşme(!)’ artışı gibi!..
Ezcümle; bu kadar az cümlede bu kadar çok hata yapmanın becerilebildiğini görünce, ki bu ancak her şeyi hazreti Google’dan öğrenenler için mümkün, para verip abone olarak yazının tamamını okumaktan vaz caydım.
Üstelik; bilmeyen birinin elinde, içki karşıtı bir argüman kaynağı olma kapasitesi de cabası, bu kadarından bile görülebildiği üzere…”
Yukarıdaki satırların yazarıyla daha önce de yazışmıştık; ortak arkadaşımızdan dolayı telefonlarımız birbirimizde mevcut. Yüz yüze gelmemiştik ama. Üstelik rakı masasında buluşmak isteyeceğim ‘kahramanlar’dan biri o.
Üşenmedi, bilim insanı sorumluluğuyla her biri bana özel ders niteliğinde 14 sesli mesaj attı:
“Zaten bilimin gizeminin, zevkinin yanı sıra zorluğu da burada. Oturduğunuz yerden biraz Google’dan, biraz sanal ortamdan yazacaksınız ve insanlar da ağzı açık size bakacak. Öyle değil bu iş, öyle olmuyor işte.
Kimse yazarken kaleminize ket vurmuyor. Deniliyor ki dört milyon takipçisi var. Belki 3 milyon 900 bini ya da daha fazlasının bu işten haberi yoktur, bunu alırlar ortamlarda satarlar. İşi bilen insanlar da bu işteki Aristo mantığının, sığlığın farkında oldukları için zaten uğraşmaz, tenezzül etmezler yanlışlamak için. Bilim yanlışlamak üstüne kuruludur. Siz bir sav ileri sürersiniz, yanlışlanmadığı sürece doğru kabul edilir, yanlışlayan doğru kabul edilir bu kez.
Biz ’78 kuşağıyız. Yanlış gördüğümüz her şeye itiraz etmek, verili olanı kabul etmemek, doğruya, daha güzele gitmek bizim genlerimizde var diyelim, madem o kadar dalgasını geçtik.
Oturduğum yerden başka birine sallamak da istemem ama şuna da değinelim, alkolizmi açıklamadaki evrimsel uyumsuzluk savı. Yok, öyle olmuyor. Alkolizm denen şey yalnız evrimle, biyolojiyle değil, sosyal, kültürel, ekonomik bir........© Diken