H. AYHAN TİNİN

Nihayet ‘Meçhul Paşa’ ile buluştuk.

Marko Paşa diye de bilinir.

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin miralay mezunu.

Sarayın Hekimbaşı, Tıp Fakültesi Dekanı, Kızılay’ın kurucularından ve ilk genel başkanı…

Asıl adı Markos Apotolidis.

Onu asıl ünlü yapan ve bir halk deyime konu eden, aynı zamanda Cumhuriyet tarihinin en ünlü ve acılı mizah dergisine isim yapan şey; hastalarını uzun uzun dinlemesi ve bilimsel tıbbi desteğin ötesinde, hikmet köküyle bağlı hekimliğin; hastalığı hastanın psikolojik yapısından ayrılmaz bir parça kabul ederek, bütüncül bir tedavi uygulamasıydı.

Tam da bu nedenle halkın gündelik hayatında bir deyim oluştu; ‘Git derdini Marko Paşa’ya anlat!‘.

Bu şakacı deyiş, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türk mizahının unutulmaz gazetesi ‘Marko Paşa‘nın isim babası olacaktı.

Amerika ile Rusya arasında soğuk savaşın temelleri atılmaya başlıyordu.

Türkiye’de edebiyat ve düşün dünyası, son derece güçlü kalemlerle; dünya meselelerine ilgisiz kalmadan müthiş bir iç muhalefet yürütüyordu.

Türkiye IMF’e katılıyor. Hindistan uzun yıllar süren İngiliz egemenliğinden sonra bağımsızlığını ilan ediyordu.

O fırtınalı günlerde bir araya gelen Aziz Nesin ve Sabahattin Ali bir mizah dergisi çıkartmaya karar verdiler. İsmini Marko Paşa’nın hikayesinden alan dergi, sonraki günlerde Rıfat Ilgaz’ın da katılmasıyla dönemin en güçlü muhalif yayını oldu.

Meçhul Paşa‘ oyunu işte bu hikâyeyi anlatıyor bize… Baskılar, dağıtım engelleri, mali yetersizlikler içinde çıkan, muhalif bir mizah gazetesinin hem gülünçlü hem de acıklı öyküsü.

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim. Bu oyunu izleyin!

Oyunun sahne tasarımını Barış Dinçel yapmış, çok başarılı…

Yönetmen Emrah Eren’in yönetimi de öyle…

Fatih Çolakoğlu, Erdem Akakçe ve Bülent Çolak; Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’ın yanı sıra, anlık birçok sahne değişiminde farklı karakterler canlandırarak, dinamik ve etkileyici bir oyunculuk sergiliyorlar.

Ancak oyun metnine ve bütününe baktığımız zaman; çok başarılı bir ilk perde yazan Ahmet Sami Özbudak, öykünün sonunu bağlamak ya da her şeyi birden anlatmak isteyince oyun ikinci perdeye uzamış.

Üstelik ikinci perde oldukça biyografik, didaktik ve tekrarlı bir anlatıya dönüşmüş. Oyun neredeyse ilk perdenin sonunda finalini yapmış desek hiç yalan olmaz. Hem de hayli yüksek bir final…

Yine de yazarından, prodüksiyonda görünmeyen emeği olanlara kadar herkesin, teşekkürü hak ettiği bir tiyatro oyunu… Toplumsal hafızaya değerli bir katkı.

İstanbul’da 12 Ocak’a kadar sınırlı bir süre için, “İstanbul’u biliyorum” diyenlerin bile ilk kez tanık olacakları fotoğraflarla harika bir sergi açıldı.

İstanbul Tarihi Su Yolları, Fotoğraf Sergisi‘, Mecidiyeköy meydanını kitapçısıyla, sergi salonuyla, ışıklandırmasıyla medeni bir biçime dönüştüren İBB’nin salonunda yer alıyor.

İFSAK yıllardır sessiz sedasız, görünmez kahramanların gücüyle fotoğraf ve sinemayı her yaştan insana sevdirmek için çalışmalar yapıyor.

Bu kez de İFSAK fotoğrafçıları İstanbul’un su kemerlerini, çeşmelerini, sarnıçlarını, bentlerini fotoğraflamışlar. Yaklaşık iki bin beş yüz yıllık bir hikâye bu…

Roma, Bizans, Osmanlı dönemi ve daha modern zamanlar, hepsi bu sergide bir bütünlük içinde karşımıza çıkıyor.

Sergi kent, su, insan ilişkisinin, iklim krizinin dillerden düşmediği bu günlerde yeniden gözden geçirilmesi ve fotoğrafın an, zaman, ışık, gölge ilişkisiyle tarihe estetik bir belge bırakma gücünün de göstergesi.

Usta fotoğrafçılar der ki, Hiçbir fotoğraf kendine konu olan o yere benzemez.” Siz de bu kıymetli sergiyi gezerken, bazen günde birkaç kez önünden geçtiğiniz çeşmelere şaşkınla bakacaksınız.

Her fotoğrafın önünde geçmişle, yarınla ve bugünle ilişkinizi suyun üzerinden yeniden değerlendirme fırsatı bulacaksınız.

İyi gezmeler…

QOSHE - Sansürün ve suyun izlenebilir öyküsü - Ayhan Tinin
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Sansürün ve suyun izlenebilir öyküsü

3 0
24.12.2023

H. AYHAN TİNİN

Nihayet ‘Meçhul Paşa’ ile buluştuk.

Marko Paşa diye de bilinir.

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin miralay mezunu.

Sarayın Hekimbaşı, Tıp Fakültesi Dekanı, Kızılay’ın kurucularından ve ilk genel başkanı…

Asıl adı Markos Apotolidis.

Onu asıl ünlü yapan ve bir halk deyime konu eden, aynı zamanda Cumhuriyet tarihinin en ünlü ve acılı mizah dergisine isim yapan şey; hastalarını uzun uzun dinlemesi ve bilimsel tıbbi desteğin ötesinde, hikmet köküyle bağlı hekimliğin; hastalığı hastanın psikolojik yapısından ayrılmaz bir parça kabul ederek, bütüncül bir tedavi uygulamasıydı.

Tam da bu nedenle halkın gündelik hayatında bir deyim oluştu; ‘Git derdini Marko Paşa’ya anlat!‘.

Bu şakacı deyiş, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türk mizahının unutulmaz gazetesi ‘Marko Paşa‘nın isim babası olacaktı.

Amerika ile Rusya arasında soğuk savaşın temelleri atılmaya başlıyordu.

Türkiye’de edebiyat ve düşün dünyası, son derece güçlü kalemlerle; dünya meselelerine ilgisiz kalmadan müthiş bir iç muhalefet yürütüyordu.

Türkiye IMF’e katılıyor. Hindistan uzun yıllar süren İngiliz egemenliğinden sonra bağımsızlığını ilan ediyordu.

O fırtınalı günlerde bir araya gelen Aziz Nesin ve Sabahattin Ali bir mizah dergisi çıkartmaya karar........

© Diken


Get it on Google Play