2025 kendini affeder mi?
2025’in sonu.
Adettir, yılın son yazısında yılın değerlendirmesi yapılır. Ama biraz geriden başlayalım.
Modernizm kaleleri 2. Dünya Savaşı’yla yıkıldı.
Auschwitz aklın, atom bombası bilimin, yaşanan kitlesel yıkım ilerleme diye bir şeyin olmadığını gösterdi insanlığa…
Büyük soru soruldu ‘Akıl buysa, biz neye inanacağız?’ Postmodernizm çağı başlıyordu…
Her yeni akım gibi Postmodernizm de sanat ve mimaride nefes alanı buldu. Kırılmanın eşiğinde Robert Venturi vardı. Gerçekten büyük anlatıların sonu gelmiş miydi?
Andy Varhol pop art, kavramsal sanat, ironik kolaj ile Postmodern estetiğin erken sembolü olarak ortaya çıktı.
1970’lerin ortasına doğru Jean François Lyotard adını koydu. ‘Postmodern Durum’ kitabını yayımladı.
Artık yalnızca sanat ve mimaride değil; felsefe, sosyoloji ve edebiyatta; hatta bilgi, hakikat ve dilde bu yeni kavram kullanılmaya başladı.
1980’lerin sonu ve 90’larda Postmodernizm akademik alanlardan kültüre sıçradı.
Jean Baudrillard, Michel Foucoult ve Jaques Derrida kimlikler, medya dili gibi alanlarda sıçramalar ortaya koydu.
1990’lar bittiğinde sanat ve ideolojide, bilinen bütün kavramların sonunun geldiği söylendi.
Sosyalizm çözülmüştü. Liberalizm tek seçenek olarak sunuldu. Hakikat yerini algıya bıraktı.
Sosyal medya, dijital kimlikler, popüler kültür çağıydı; çünkü kitlenin onayladığı ve moda olan bunlardı.
‘Sürekli yıkıyorsunuz da yerine ne kuruyorsunuz?’ diyenler, eski zaman budalaları ilan edildi.
2025’i........
