menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hayal Gücü ile Gerçeklik Arasında: Kelimelerin Terbiyesi…

5 0
27.02.2026

İnsan, yeryüzündeki serüveninde çoğu zaman kendini ya öğrenen ya da öğreten bir yerde bulur. Üçüncü bir ihtimal daha vardır elbette: Miskinlik… Fakat o, hayatın akışına katılmaktan ziyade kenarında oyalanmayı seçenlerin durağıdır. Ben kendimi çoğunlukla öğrenen tarafta görsem de, zaman zaman üstlendiğim “öğreten” rolünün beni daha derinden eğittiğini fark ettim. Öğretmek, insanı konuşmaya değil; önce susmaya, sonra daha dikkatli bakmaya mecbur bırakır. Çünkü bir metni başkasına açabilmek için, önce o metnin sizi açmasına izin vermeniz gerekir.

Yaklaşık yedi yıldır devam eden Sultangazi Yazı Akademisi’nde son üç yıldır ders vermeye çalışıyorum. “Çalışıyorum” diyorum; çünkü öğretmenin asıl işi anlatmak değil, metnin karşısında terbiye olmaktır. Öğrencilerden okumasını istediğiniz bir eseri hakkıyla okumadan, onun yükünü taşımanız mümkün değildir. Belki de bu yüzden bu yıl derslere başlarken elimizi doğrudan hayal gücü meselesine uzattık. İlk kitabımız, Kanadalı eleştirmen Northrop Frye’ın Hayal Gücünü Eğitmek adlı çalışması oldu.

Kitap, Frye’ın yarımşar saatlik radyo konuşmalarından oluşuyor. Sözün sıcaklığı satır aralarında hâlâ hissediliyor. Radyo için söylenmiş bir sözün yazıya aktarılırken belli bir ayıklamadan geçtiği seziliyor; fakat bu ayıklama metni kurutmamış. Aksine, düşüncenin nefesi korunmuş. Okurken altını çizdiğim cümlelerin çokluğu, zihnimde yeni bir düzenin kurulmaya başladığını gösteriyordu.

Frye’a göre insan zihni üç ayrı kademede işler ve her kademenin kendine mahsus bir dili var. İlki, insanın kendi kendine konuştuğu monolog dili. İkincisi, öğretmenlerin, vaizlerin, siyasetçilerin ve bilim insanlarının kullandığı; dünyayı açıklamaya ve düzenlemeye çalışan dil. Buna çalışma ya da teknolojik dil diyebiliriz. Üçüncü kademe ise hayal gücünün dilidir. Yani şiirin, romanın, tiyatronun dili… Aynı kelimeler bu üç alanda bambaşka dünyalara açılır. Demek ki mesele kelimelerin kendisi değil; onların hangi gerçekliğe hizmet ettiğidir.

Frye’ın şu cümlesi zihnimde uzun süre yankılandı: “İnsan deneyiminin olanaklı modellerini inşa etmek gücü hayal gücüdür.”* Hayal gücü gerçekleşmiş olanla değil, gerçekleşebilir olanla ilgilenir. O dünyada her şey mümkündür; fakat hiçbir şey fiilen olmaz. Eğer olursa artık hayal gücünün alanından çıkar, eylemin alanına geçer.

Burada durup düşünmek gerekiyor: Gerçekten de hayal gücü yalnızca bir tasarım alanı mıdır? Bir romanın dünyasında kurulan bir adalet, okurun vicdanında gerçek bir sarsıntıya yol açmıyor mu? Belki de hayal gücü gerçekleşmezse de insanın iç dünyasında iz bırakır, hatta bazen eylemin yönünü tayin edebilir. Öyle değil mi? Bu pençeden baktığımızda  edebiyatın yalnızca mümkün dünyalar kurmadığını; insanın içindeki dünyayı da yeniden inşa ettiğini görürüz.

Burada inşa kelimesi üzerinde biraz durmak gerekir. İnşa, sadece var olanı kopyalamak değildir; dağınık malzemeyi yeni bir düzen içinde bir araya getirmektir bir bakıma. Edebiyat da tam olarak bunu yapar. Hayatın acılarını, sevinçlerini, çelişkilerini alır; onları başka bir terkiple yeniden kurar. Kelimelere takla attırır. Belki yeni bir şey söylemez lakin yeni bir üslup sunduğu muhakkak. Bu yüzden diyebiliriz ki;  edebiyat görülen dünyaya değil, daha çok inşa edilen dünyaya aittir. Çünkü edebiyatta aslolan;  “ne söylediğimiz” değil, “nasıl söylediğimizdir.”

Bu “nasıl” meselesi, aslında insanın dünyayla kurduğu ilişkinin özüne temas eder; çünkü insan kelimelerle yaşar, kelimelerle sever, kelimelerle kırılır ve yine kelimelerle umut eder. Bir şair için kelimenin sözlük anlamı yalnızca bir başlangıçtır; asıl mesele, o kelimenin başka kelimelerle yan yana geldiğinde kurduğu musikide, kazandığı çağrışımda ve açtığı ufuktadır. Bu yüzden “insan kelimelerle yaşar” sözü bir mecazdan ibaret değildir: Bir çocuğun ilk defa “anne” demesiyle dünya başka bir hâl alır; bir mahkeme salonunda söylenen tek bir cümle bir hayatın yönünü değiştirebilir; bir mısra, aradan yıllar geçse de kalpte gizli kalmış bir sızıyı uyandırabilir. Kelime tek başına çoğu zaman sınırlıdır; fakat başka kelimelerle birleştiğinde yalnızca anlamı değil, bir dünyayı da kurar. Edebiyatçı ise tam bu noktada devreye girer: Dağınık duran anlam ihtimallerini bir terkibe dönüştürür ve kelimelerden yeni bir âlem inşa eder.

Ne var ki hayal gücünün dili, hayattan kopmak anlamına gelmez. Aksine, Frye’ın işaret ettiği gibi edebiyat hayatı yutar; onu dönüştürür ve yeniden sunar. Fakat onu ideolojilerin ya da dar inanç kalıplarının hizmetine bütünüyle sokmak, hayal gücünü araçsallaştırmak olur. Edebiyat ispat etmez; derinleştirir. Propaganda yapmaz; insanın tecrübesini genişletir.

Belki de kitap okumamızın asıl sebebi budur: Asla göremeyeceğimiz hayatları deneyimlemek yani. Bir roman kahramanının korkusu, bizim korkumuz olur; bir şiirin hüznü, kendi suskunluğumuzu dillendirir. Böylece duyarlılıklarımız incelir. Daha dikkatli, daha merhametli, daha uyanık hâle geliriz.

Yine de bütün bu yükselişin sonunda unutmamamız gereken bir şey vardır: Kelimelerden inşa ettiğimiz kule, bizi kendi doğamızdan koparmamalıdır. Hayal gücü göğe doğru yükselirken, ayağımızın bastığı toprağı kaybetmemeliyiz. Gökyüzüne yaklaştığımızı sanırken yeryüzünü ihmal etmek, edebiyatın değil, kibirin işaretidir.

Belki de hayal gücünü eğitmek dediğimiz şey tam olarak budur: Kelimelerle göğe uzanırken insan kalabilmeyi öğrenmek. En sahici edebiyat, rüya ile gerçeği aynı bakışta birleştirebilen edebiyattır. Ve insan, o bakış sayesinde hem kendini hem dünyayı yeniden kurma cesareti bulur.

Hayal Gücünü Eğitmek, Northrop Frye, Ketebe Yayınları, S. 17, Ağustos 2023

X'te paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) X

Facebook'ta paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) Facebook

WhatsApp'ta paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) WhatsApp

Telegram'da paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) Telegram

Tumblr'da paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) Tumblr

Pinterest'te paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) Pinterest

Sefer Akgül 25 Şubat, 2026 at 18:01 ReplyHarika

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha sonraki yorumlarımda kullanılması için adım, e-posta adresim ve site adresim bu tarayıcıya kaydedilsin.

Beni sonraki yorumlar için e-posta ile bilgilendir.

Beni yeni yazılarda e-posta ile bilgilendir.

Δdocument.getElementById("ak_js_1").setAttribute("value",(new Date()).getTime())

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Dibace.Net'e abone olmak ve yeni yazılar yayınlandığında e-posta ile bildirimler almak için lütfen e-posta adresinizi girin.

İçimizdeki Susmayan Gölge

Mr. And Mrs. Yufkayürekli

Haşr Günü Altını ve Gümüşü Biriktirenlere Lanet Olsun!..

Eğilmeden Yükselmek: Karakterin Makama Üstünlüğü…

AYŞE TURKAY YİĞİTOn Mr. And Mrs. Yufkayürekli

Mr. And Mrs. Yufkayürekli

İrfan PAKSOYOn Hüseyin Dedem

Sefer AkgülOn Hayal Gücü ile Gerçeklik Arasında: Kelimelerin Terbiyesi…

Hayal Gücü ile Gerçeklik Arasında: Kelimelerin Terbiyesi…

selim tunçbilekOn Gerçekleşmeyen Bir Rüyanın Peşinde Ülkücü Bir İttihatçı: Çalık Köylü Mustafa

Gerçekleşmeyen Bir Rüyanın Peşinde Ülkücü Bir İttihatçı: Çalık Köylü Mustafa

Ayşe Turkay YiğitOn Süreyya…


© dibace.net