menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Meşruiyetin Çöküşü ve Şiddetin Mantığı-Shakespeare’in VI. Henry Üçlemesi

3 0
12.02.2026

Shakespeare‘in VI. Henry üçlemesi, birbiriyle ilişkili ve konu olarak birbirini izleyen üç ayrı oyundur. Her birinin kendi dramatik bütünlüğü vardır; ama birlikte okunduklarında, aynı çözülmeyi üç aşamada büyüten tek bir hareket olarak görünürler. Bu hareketin yönü bellidir: otorite boşluğu genişledikçe meşruiyet aşınır, meşruiyet aşındıkça şiddetin dili gündelik hâle gelir. Üçleme, iktidarın yalnızca saldırıyla değil, doldurulamayan bir merkez yüzünden de çöktüğünü göstermesiyle sahici bir politik laboratuvardır.

Bu üçleme çoğu zaman Shakespeare‘in “çıraklık dönemi” işi diye anılır; ayrıca bazı bölümlerin başka yazarlarla birlikte yazılmış olabileceği ya da çağdaşlarının belirgin etkilerini taşıdığı yönünde tartışmalar da vardır. Ben bu etiketleri tümüyle reddetmeden, metnin asıl değerini tam da burada, yani oluş halindeki bir yazarın siyasal çözülme mekanizmalarını sahnede denemesindeki cesarette görüyorum.

Bu yazıda üç oyunu ayrı ayrı özetlemek yerine, tek bir çöküş hareketi olarak ele alacağım. Merkezde Henry var: iyi niyetin, pasifliğin ve “kral kalmanın” maliyetini taşıyan kişi. Sahnelere, karakterlere ve dile bakarken güncelle doğrudan bağlar kurmayacağım; o kısmı okurun çağrışımlarına bırakıyorum.

Üçlemenin kısa haritası şöyle kurulabilir.

Bölüm 1, V. Henry’nin ölümüyle açılır. Fransa’da Talbot (komutan John Talbot) komutasındaki İngiliz ordusu mevzi kaybetmeye başlar; Jeanne d’Arc’ın direnişi, İngiliz üstünlüğünün artık aynı biçimde sürdürülemeyeceğinin işaretidir. İçeride ise York ve Lancaster hanedanları (İngiltere’de iki rakip soylu hanedan) arasındaki gerilim, henüz kılıç çekilmeden, renk seçimiyle görünür hale gelir: Temple Garden sahnesinde soylular kırmızı ya da beyaz gül kopararak taraf seçer. Bu basit jest, ileride binlerce canı alacak bir savaşın ilk sembolik eylemidir. Oyun, yas bitmeden kavganın başladığı bir eşikte durur.

Bölüm 2, cepheden saraya döner. Gloucester, kralın amcası, koruyucusu ve son “dürüst” figürlerden biri olarak, Suffolk ve Kraliçe Margaret’in (Anjou’lu Margaret) entrikalarıyla itibarsızlaştırılır ve öldürülür. Bu düşüş, yalnızca bir kişinin sonu değil, kurumsal güvencenin çöküşüdür. Aynı bölümde Jack Cade isyanı patlar; halkın öfkesi soylulara olduğu kadar, hukuka ve okur yazarlara da yönelir. Düzen hem yukarıdan hem aşağıdan çözülür. York, taht üzerindeki iddiasını artık daha açık biçimde dile getirir; hukuk ve sadakat, koruyucu çerçeve olmaktan çıkıp siyasi silaha dönüşür.

Bölüm 3, iç savaşın tüm şiddetiyle patladığı bölümdür. York ve Lancaster arasındaki çatışma artık saray koridorlarında değil, savaş meydanlarında ve köylerde yaşanır. York (York Dükü Richard Plantagenet), Kraliçe Margaret’in komutasındaki Lancaster güçleri tarafından yakalanır; başına kâğıttan bir taç geçirilip aşağılanarak öldürülür.

İngiliz tarihinin en kanlı iç savaş muharebelerinden biri olan Towton’da Henry, savaşın ortasında bir köstebek yuvasına oturmuş, çatışmayı uzaktan izler. Önünde iki olay cereyan eder: biri, öldürdüğü düşmanın ceplerini karıştırırken kendi oğlunu öldürdüğünü fark eden bir baba; diğeri, aynı biçimde kendi babasını öldürdüğünü anlayan bir oğul. Henry bu iki tabloya tanıklık eder ve ağıt yakar. Sahne, iç savaşın soyut politikadan gündelik travmaya nasıl dönüştüğünü görünür kılar. Tarih artık krallar ve dükler üzerinden değil, koparılan bağlar üzerinden anlatılır.

Bu kaosun içinden bir figür yükselmeye başlar: York’un küçük oğlu Richard (Gloucester’lı Richard), ileride III. Richard olarak tahta oturacak adamın prototipi gibi........

© dibace.net