Seray ŞAHİNER: “Vatan Millet Samatya İki Çocuğun Gözünden 20 Yıl Arayla Anlatıyor Şehri.”
“Vatan Millet Samatya” adlı romanınız 2025’in ilk aylarında yayımlandı. Hayırlı olsun, okuru bol olsun. Kitabın adı bir gönderme ve ironi içeriyor diye düşünüyoruz. Ne dersiniz? “Vatan Millet Samatya” romanını yazma nedeniniz ve yazma süreciniz hakkında neler söylersiniz?
Sokağı nostaljileştirmeden ele almak istedim. Temelde, bulvarlaşma, kentin dönüşümü üzerine bir kitap. Sokağı, bir oyun alanı, her anlamda bir saha olarak ele almak adına, çocukların gözünden yazdım.
70’lerde Melek’in çocukluğuyla Samatya’da başlıyor, 90’larda Melek’in kızı İnci’nin Vatan Caddesi’ndeki çocukluğuyla devam ediyor… Bu yıllar içindeki siyasi dönüşümü, kürsü’nün sokağa sirayetini de çocukların gözünden görüyoruz.
Kurmaca metinlerde klasik tiplerin derinlemesine işlenmesi ve çok yönlü anlatılmasıyla karakter ortaya çıkar. “Vatan Millet Samatya”da anlatıcı kahraman Melek’in babası çok alışık olmadığımız bir erkek karakteri. Genelde babalar sert, otorite olarak betimlenir burada ise bütün otorite ve sertlik anne de toplanıyor. Çocuklarla ve evle ilgili bütün kararlar annenin yetkisinde. Çok zalim, sert, sevgisiz bir anne. Bu anne ve baba karakterlerini oluştururken neler düşündünüz? Arkaplanda neler vardı?
Romanda üç kuşağı temsil eden üç baba var… Bu babaları, dönemin kitle iletişim araçlarının üslubuyla kurmaya çalıştım. Melek’in babası, tek kanallı televizyon dönemine benziyor: Günün belli saatlerinde yayın yapan, nizami bir kanal aslında… Açılış kapanış saati belli… Sonraki kuşakta- 90’lı yıllarda büyüyen İnci’nin babası ise, biraz daha özel televizyonların ilk dönemine benziyor: İlgi istiyor, izlenmek, göz önünde olmak istiyor ve bunun için sınırları zorlamaktan çekinmiyor.
Romanınızdaki “Buralara hep istimlak gelmiş diyorlar. Cerrahpaşa Hastanesi daha büyük bir hastane olacakmış.”, “Yıkımlar devam ediyordu Samatya’da, içerden de dışardan da. Mahallede sadece binalar değil aileler de istimlak edilip yıkılıyordu.” cümleleri bütün olayları özetler gibi. Kentsel dönüşüm, değişen toplumsal doku, muhafazakârlığın muhafaza etmek yerine bozup dağıtma mekanizmasına dönüşmesi, sonradan görme müteahhitlerin mantar gibi türemesi, ailenin parçalanması… Neler söylersiniz?
İstanbul, iktidarların imza atmak istedikleri beyaz bir kağıt gibi… Hani kalem alırken tezgahta bir müsvedde kağıdı durur… Niyeyse kalem........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Mark Travers Ph.d
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin