Zamana Karşı Bir Adam: Saatçi İbrahim Efendi’nin Tarihi
“Zaman, kainatın insan üzerindeki en büyük egemenliğidir,” der İbrahim Efendi. İnsanoğlu, zamanın bu mutlak ve öğütücü gücüne karşı tek bir sığınak inşa edebilmiştir, tarih. Ancak burada asıl sorulması gereken soru, bu sığınağın taşlarını kimin döşediği, yani bu tarihi kimin yazdığıdır.
Elvan Kaya Aksarı, kaleme aldığı Saatçi İbrahim Efendi Tarihi eserinde kendini “bu hikâyenin hepi topu bir yangın kulesiyim” diyerek kenara çekse de, aslında okuru o sönmeyen yangının, yani hakikatin tam ortasına bırakıverir. Yazarın gördüğü yangını haber vermekten öte, o yangının kaynağına dair derin bir sosyolojik kazı yapmasından ileri gelir. Sayfalar arasında ilerlerken “Ağaçlar ayakta ölürmüş” cümlesine çarptığınızda, yazarın kastettiğinin sadece alelade bir adamın yitip gidişini değil, aslında bir devrin, bir ahlakın ve bir duruşun kapanışını izlediğinizi iliklerinize kadar hissedersiniz.
Özellikle “Geç Dönem Bizans Sahtekarlıkları” bölümü, okuru bugünün modern sığlığından çekip alarak, bir saatçinin o vakur ve derin dünyasına davet eder. Bu dünya, İbrahim Efendi’nin şahsında vücut bulan sarsılmaz bir ilkeyle örülüdür: “Ben devlet tanımaz değilim, ama devletin olduğu yere uğramam.” Bu cümle, eserin de belkemiğini oluşturan o ince ve tehlikeli çizgiyi işaret eder. Zira bu topraklarda devleti sadece takdir etmek hiçbir zaman yetmemiştir; otorite, tebaasından takdirin ötesinde bir takdis de, yani koşulsuz bir kutsama bekler. İbrahim Efendi, bu gerçeği geç de olsa tecrübe edecek ve geriye sadece bir arşiv dosyasındaki ismi kalacaktır. Ancak modern dünyanın bu kavanoz dipli hengamesinde, onun devletle arasına koyduğu mesafeden doğan o sessiz ama Müslümanca onuruna bugün ne kadar da muhtaç olduğumuz aşikardır.
Saatçi İbrahim Efendi’nin Tarihi, aslında hepimizin içindeki o görünmez kalma istek ve arzusunun otoriteyle karşı karşıya gelmesinin hikâyesidir. Burada bir isyandan ziyade dünyaların çarpışması söz konusudur aslında. Her şey huzurlu bir atölyede sessiz bir direnişle başlar ama devletin kayıt altına alma girişimi, bu mikro evreni Kafkaesk bir kabusa dönüştürür. Önce suç ortağı yapıldığımız bu yolculukta; bürokrasinin labirentlerinden akıl hastanesinin tecridine kadar uzanan bir çözülüşe tanıklık ederiz. İbrahim Efendi fiziksel olarak yenilse de, kitap sonunda onu bir dosya numarası olmaktan çıkarıp ölümsüz bir anlatıya dönüştürerek devlete en ironik cevabı verir ya da yazarca verilir.
Alternatif Bir Tarih Anlatısı Saatçi İbrahim Efendi
2022 yılının Nisan ayında, Vacilando Kitap etiketiyle okurla buluşan Saatçi İbrahim Efendi Tarihi, sadece anlattığı hikâyeyle değil, cismiyle de çağdaş Türk edebiyatında hacmiyle ters orantılı bir ağırlık yarattı. Yüz sayfayı bulmayan ve sekiz bölümden oluşan bu kitap, alışılagelmiş bir metin olmanın ötesinde, tasarım dili ve özel tipograsifisiyle bir nesne kitap olarak kurgulanmış. Tasarımcı Ali Kerem Morgül ile yazarın işbirliğince bir sanat bohçasını andıran kitap okurun kucağına acımasızca bırakılıveriyor. Şekil olsun diye değil, bir ateş bombası minvalinde,........
