İkinci Yeni: Tarihin Durduğu Zaman…

Modern Türk edebiyatının en tartışmalı, en karmaşık ve etkisi en uzun erimli hareketi olan İkinci Yeni, salt bir edebiyat akımı olmanın ötesinde, Türkiye’nin modernleşme sancılarının, çok partili hayata geçişin travmalarının ve küresel varoluşçuluk krizinin dildeki karşılığıdır. Belki bir şiir değildir ama çok kıymetli bir şiir girişimidir. Şiire yeniden hayat veren, ona yeni çağın dilini bahşeden, onu modern düzleme çeken ve şiir yazılmasını mümkün kılan tarihi bir girişim.

Türk edebiyatının en çalkantılı, en anlaşılmaz ve aynı zamanda en büyüleyici dönemi olan İkinci Yeni’yi anlamak için sorulması gereken ilk soru, ne kafiye şemaları ne de imgelerin soyutluğudur. Asıl soru, Turgut Uyar’ın o tekinsiz dizesinde saklıdır: Şimdi tarihte saat kaç? Bu soru, basit bir zaman merakı değil, 1950’lerin sonunda bir toplumun, bir medeniyetin ve bireyin içinde bulunduğu ontolojik kayboluşun itirafıdır. İkinci Yeni, sanıldığı gibi anlaşılmaz kelimelerle kurulmuş bir fildişi kule değildir. Bu çok insafsızca bir yaklaşım. Siyasi darbelerin, dünya savaşlarının ve anlam yitiminin ortasında, şairlerin kelimelerden inşa etmeye çalıştığı özerk bir sığınak, görünmeyen sınırları ve yasaları olan, kelimenin teknik anlamında bir cumhuriyet girişimdir. Cumhuriyetler de modern dünyada bir görünüp kaybolmamışlar mıydı, kendini gelecekte bulunmaya adayan bir hazine gibi?

Bu anlamda şiir girişiminin de kuruluş harcı, 27 Mayıs 1960 darbesine giden süreçte, “ayaklanıp yürümeye başlayan geceler” ile karılmıştır diyebiliriz. Dönemin boğucu siyasi atmosferi, Turgut Uyar gibi şairlerde derin bir huzursuzluk yaratmış, geceler metaforik olarak uzamış, 15 gün süren karanlık bir bekleyişe dönüşmüştür. Yaygın kanaatin aksine, İkinci Yeni şairleri apolitik oldukları için değil, mevcut siyasi dilin (hem iktidarın hem de muhalefetin) gerçeği ifade etmekte yetersiz kaldığını gördükleri için dillerini değiştirmişlerdir. Dillerini açmaya çalıştıkları geleceği kurmaya adamışlardır.

Turgut Uyar’ın siyasi ve kültürel düşüncesi Kemalizm’den zamanla özgürlük anlamında liberter ve hatta sol bir eğilim gösterse de, İkinci Yeni içerisinde siyasetten en uzak isimlerindendi. Çünkü onlar şiiri resmi ideoloji dışında bir düşünce ve paylaşım, aynı zamanda bir arada yaşama sahası olarak kurgulamışlardı. Tahakkümcü olmayan ortak bir dil ve bunu çağına uygun bir şekilde dile getirme çabası belki de en büyük kaygılarıydı. Dolayısıyla İkinci Yeni, siyasetten kaçış değil; siyasetin, sosyolojinin ve bireyin üzerindeki baskının en yoğun hissedildiği o yürüyen gecelerde, başka bir dille var olma direnişidir.

Türkiye’nin modernleşme serüveni ve buna eşlik eden düşünce dünyası, üzücü bir biçimde dünyayı ekseriyetle çatışma üzerinden okuyan saiklerle şekillenmiştir. Bu çatışmacı paradigma, ideolojik yelpazenin her iki kanadında da farklı teorik zeminlerde, ancak benzer bir dışlayıcılıkla karşımıza çıkar. Solun Marksist tarihsel materyalizmi ile sağın Weberci bürokratik & toplumsal tutumu, zaman içerisinde Nietzsche, Foucault veya Bourdieu gibi isimler üzerinden güncellense dahi, özündeki düşman merkezli siyaset yapma biçiminden arınamamıştır. Bu teorik çerçeveler, ötekini varlığının şartı kabul eden bir ağırlık merkezine hapsolmuştur.

Düşünce hayatımızdaki bu tıkanıklık, ne yazık ki dinî alanda da yankı bulmuş, İslam’ın erdem merkezli ahlakî derinliği, güncel ideolojilerin........

© dibace.net