Bir Taşra Hikâyesi, Siyasetin Gölgesinde İnsan… |
Taşrada memuriyet kendinizi toplumdan soyutlamadıkça eğitici, öğretici, oldukça neşeli ve eğlenceli bir süreçtir. Hele kendi memleketinizde, birebir bir aidiyet sarmalı ile sarmalanmış bir şekilde sevdiğiniz bir mesleği icra etmek, o meslek bağlamında halkın günlük yaşamının ortasında yer almak ve bu vesileyle nispeten kapalı bir yapıda olan taşra toplumunun derununa vakıf olabilmek bir yandan kişisel kazanımlar noktasında bir yandan da enteresan hikâyeler ve kişilikler koleksiyonu oluşturma noktasında sayısız pencereler aralar insan yaşamına. ‘Dar alanda kısa paslaşmaların’ tek geçerli oyun kuralı olduğu kent altı meskun mahallerde yaşam avantajları ve dezavantajları ile birlikte bir bütün olarak gülümser insana. Eğrisi doğrusu, acısı tatlısıyla hayat renk ahenk bir mükellef ziyafet sofrasıdır her daim. Otuz iki kısım tekmili birden tanıma ve iç içe olma imkânı bulduğunuz karakter çeşitliliği, hayatın öyle şehrin insanının gözünde büyüttüğü kıymette bir süreç olmadığını, nihayetinde bir değirmen misali insan öğüten ve pek de matah olmayan bir muayyen vakitten ibaret olduğu gerçeğini bilfiil idrak ettirir insana.
Yetersizlik ve imkansızlıklarını dert etmeden yaşama mütebessim bir zaviyeden bakar taşra insanı. Acı çeker, güler, eğlenir, öfkelenir ama her defasında yaşanılanı ona unutturan, her güne yeniden ve yeniden besmele ile başlamasına vesile olan bir bahane ile umut vadeden bir tutamak ile sarılır yaşama. Mutlu ve huzurlu olmak için hep bir sebebi vardır taşra insanının. Tevarüs eden bir irfanın ve kadim bir bilgeliğin aydınlığı kuşatır taşrayı her daim. Sahipsizlik ve ilgisizliğin üzerlerine giydirdiği cümle kirli ve iptidai urbayı modern zamanlarda artık şehir insanının üzerine atıvermiştir taşra. Bugün artık taşraya ve taşra insanına yapıştırılmaya çalışılan haşin, kaba ve ilkel libas oradan elini ayağını çekip metropollerin çıfıt çarşılarına, Babil kulelerine ve kenar mahallelerine postu sermiştir. Metropollerin kriminal karnelerinin yanında taşranın ufak tefek taşları zemzem suyuyla yıkanmış kalır elhak. Şeytanın melun gölgesi şehirlerin üzerine çökmüştür bu çağda artık bütün ağırlığıyla. Şehirler, sorun, stres, iletişimsizlik, ruhsuzluk ve yalnızlığın kirli halesiyle çevrelenmiş, kriminal bir devasa fanustur bu çağda.
Yazın veya uzun bahar günlerinde mesai sonrası Orta Park’a demir atardık okuldan çıkıp. Öğretmenevinin veya mebzul miktarda mevcut kahvehanelerin oyun salonlarında okeye beklenen arkadaşlar hariç öğretmenlerle veya diğer memurlarla kalabalıklaşırdı Orta Park. Art arda gelen demli çaylar sohbetleri koyulaştırır, eğitimden sanata, aktüel politikadan yerel gündeme kadar envaı çeşit konu dallandırılıp budaklandırılırdı. Tanıdık tanımadık nice insan toplanır, sandalyeler-kürsüler oradan oraya taşınır, masalar birbirine eklenirdi. Bir süre sonra gereğinden fazla kalabalıklaşan masa insicamını kaybeder, sağlıklı bir sohbet imkanı ortadan kalkar, herkes ancak yanındakiyle iletişim kurabilir hale gelirdi. Vaziyet bu hale geldiğinde masa toplaştığı gibi yavaş yavaş dağılır, bir süre sonra başlangıçtaki doğal halini alırdı yine.
Değildi ama ismine ‘Ali Abi’ diyelim biz, bir abimiz vardı ilçede, bu kalabalık masaları kaçırmaz, oturmasa bile kıyısından köşesinden dahil olurdu bir şekilde sohbetlere. Hele memurlar oturuyorsa kaçırılmayacak bir fırsattı bu Ali Abi için. Çokça sevilirdi Ali Abi, kendisi sohbete dahil olmasa bile oturanlar zorla sohbetlere dahil etmeye çalışırlardı O’nu. ‘Ali Abi hele gel bir! N’olacak bu öğretmenlerin hali?’ diye sohbetin içine çekmeye çalışırdık Ali Abi’yi. Ali Abi de bu davetlere asla ilgisiz kalmaz, mutlaka hoşsohbeti ile şenlendirirdi oturanların masasını. Fazla kalmasa bile gelir , söyleyeceklerini söyler, sonra giderdi.
Geçmişte hasbelkader bir iktidar partisinin ilçe teşkilatında görev almış olan Ali Abi’nin tanımadığı bakan, iletişimde olmadığı genel müdür, onu arayıp saygı ve sevgilerini sunmayan siyasi, istişare etmediği mebus yok gibiydi. ‘Akşam bakanla görüştüm bu konuda şöyle bir karar alınmış, yakında duyarsınız’ derdi. ‘Falan genel müdür beni aradı Ali abi bu hususta nasıl bir yol izleyelim diye danıştı’ derdi. Hele masada memurlar varsa ‘Size bu yıl şu kadar zam verilecek’ veya gündemdeki bir konu ile ilgili ‘Bu konuda şöyle bir yasa çıkacak ben haber aldım’ derdi. Bütün bunları müthiş bir ciddiyet ve doğallık içinde söylerdi. Biz de bu doğallık ve ciddiyeti alır eyvallah ile mukabele eder, ‘Ali abi sana danışan, senden görüş isteyen o etkili ve yetkili zevattan bizim beklentilerimiz paralelinde kararlar almalarını söyleyeydin’ der, Ali Abi’nin gönlünü hoş eder, önünü açardık. Hoşuna giderdi bu, mevzu derinleşirdi çoğu zaman. Aslında mesele bizim için de Ali Abi için de hoşça vakit geçirmekten ibaretti. Bir anlamda taşra sıkıntısını........