We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

BİR RÜYAYDI, BELKİ GERÇEK

1 0 0
18.09.2021

Ercan bir gün kendini tuhaf bir koridorda buldu. Bunun bir rüya olduğunu düşündü. Sağ eliyle sol eline dokundu. Evet, hissediyordu. Yine de beş duyu organından bir tanesinin gerçekliğine inanmadı. Kokladı. Buram buram eski kitap kokusu içine doldu. İnanmayacaktı. Daha önce böyle bir yeri hiç görmemişti. Öğretmenlerinin, annesinin anlattığı masallar diyarından da uzak bir diyarda olduğuna inanmak istedi. Çünkü hayatta insanın başına böyle bir durum bir kez gelebilirdi. Masallar mutlu sonla biterdi. İyiler kazanır, kötüler kaybederdi. Ercan da kendi kendine “Ben iyiyim, bu masal mutlu bitecek,” dedi. Ayağa kalktı.

Küçük, biraz ürkek biraz da meraklı adımlarla yürümeye başladı. Zifiri karanlık yoktu. Korkmadı. Ercan karanlıkta korkmamaya çok küçük yaşlarda alışmıştı. Annesi Zuhal Hanım oğlunu odasında yalnız uyumaya alıştırmak için çok uğraşmıştı. Bir haftanın sonunda Ercan karanlıktan, karanlıkta uyumaktan korkmadığını fark etti. Mutlu bir sabaha uyanmıştı. Artık korkmadan uyuduğunu annesine söyledi. Heyecanlıydı. Odalarda annesini ararken eli ayağına dolaşıyordu. Loş ışıkların aydınlattığı koridorda tavanda asılı olan lambaları açmak için bir düğme arıyordu şimdi.

Kütüphaneler eski zaman binalarıydı. Annelerimiz ve babalarımız için ikinci bir okul olarak hayatlarında yer etmişti. Kalın, ağır ansiklopedilerin arasında öğrenmek istedikleri bilgiyi aramaları gerekirdi. İnternet yoktu. Aranan bilgi parmak uçları ile bir ekran arasında değildi hiçbir zaman. Tozlu rafların, tozlu sayfaların arasında burunlarına kaçan o toza rağmen ödevlerini yapmaya çalışırlardı. Sabah dokuzda açılan kütüphane kapısı saat beşte kapanırdı. Eğer ödev bitmezse diğer gün tekrar gelirler, yazmaya, öğrenmeye devam ederlerdi. Öğrenmek, çaba gerektiriyordu.

Ercan bir kapıdan süzülen ışığı gördüğünde adımlarını hızlandırdı. Kapıya yaklaştıkça tuhaf sesler işitti. Bir kadın kitap okuyordu. Onu rahatsız etmek istemedi. Yine de beş dakika sonra kapıyı usulca açtı. Okumaya devam ediyordu. Birkaç adım attıktan sonra bulunduğu masaya yaklaştı. Kadın Ercan’ı duymamış gibi okumaya devam ediyordu. Sesi, daha önce hiç duymadığı bir sesti. Okuma esnasında her cümle kıyıya çarpan farklı bir dalganın sesiydi sanki. Kadının dudaklarının arasından çıkan bilmediği bir dile ait kelimelerdi. Yine de zaman zaman duygulanıyor, seviniyor ya da üzülüyordu. “İnsan sesi,” dedi kendi kendine “insanı bilmediği bir dilde dahi farklı duyguları........

© Denizli Gazetesi


Get it on Google Play