Çal ilçesindeki Ekşihöyük kazısı sessiz sedasız ilerliyor. Bu sessizlikte ilgili bakanlığın demeçlere ve paylaşımlara izin politikasının etkisi olduğu kadar, kazı sorumlusu Fulya Dedeoğlu’nun sansasyonel haberlerden ziyade, akademik çalışmaları öncelemesinin de büyük etkisi var. Binlerce yıl eskiye giden buluntular hakikaten ilginç. Kimi insanın varlığına, gelişimine, sosyolojisine ve psikolojisine dair bilgilerimizi pekiştirirken, kimi de insanın ve tarihin yeniden yazılmasını gerektirecek derecede şaşırtıcı. Bu gözlemleri kazıya yaptığımız geziden çıkarıyoruz.

Tam bir arkeoloji meraklısı Gazeteci Yaşar Tok ve sohbetlerin akil adamı sosyolog Yılmaz Kahraman abimizle höyüğe bir ziyaret yaptık. Kazı sorumlusu Fulya Dedeoğlu aramızda Yaşar Tok gibi gazeteci sıfatında biri olmasına rağmen oldukça açık ve samimi davranıyor. Anlattıkça anlatıyor. O da biliyor ki kazının sahibinin kendisi olduğunu bu ekip bilir ve sırf haber olsun diye boşboğazlık yapmaz.

Tabii ki de kazının ve öğrendiklerimizin tamamı sır değil. Şöyle anlaşılır tarafından kısa bir bilgi vermek gerekirse, tarihleme ile başlayalım. Zira kazıların, hele höyük kazılarının en önemli bulguları kaç tabaka yaşandığı ve kaç bin yıl geriye gittiği üzerine kuruludur.

Ekşihöyük günümüzden 8-9 bin yıl geriye gitmekle Ege bölgesinde bulunan en eski yerleşimdir. Bu yerleşimin tarihlendirme bakımından muadilleri göller bölgesindedir. Bu kazının göller bölgesindeki kazılardan farkı, buluntuların yüzeye çok yakın olmasıdır. Neredeyse yarım metre içinde 8 bin yıl geriye gidilmiştir.

Höyük yapılanmalarının temel özelliği çeşitli dönemlerin üst üste inşa edilmiş olmasıdır. Bu durumu, inşa ve yaşam sürecini takiben çeşitli nedenlerle terk veya yıkım sonrası yeniden inşa ve aynı sürecin tekrarlaması şeklinde özetleyebiliriz. Bu şekilde tekrarlayan 7 tabaka yerleşim söz konusu.

Nasıl ve neden terk edilmiş ise Ekşihöyük 7500 yıl öncesinde terk edilmiş ve bin yıl öncesine kadar iskan tutulmamış. Bin yıl önce ise mezarlık olarak kullanıldığından, eski yerleşimin üzerine fazla bir moloz birikmemiş. Mezar deyince gömüler hakikaten enterasan ama dedik ya bu tarafı akademisyenlerin işi.

Biraz bulunan objeler üzerinde durmak istiyorum. Bu aralar soyutlama üzerine kafa yoruyorum. Sanırdım ki, genel olarak sanat, insanın düşünce ve ruh dünyasındaki gelişimin bir iz düşümüdür. Resim sanatı üzerinden ne demek istediğim somutlaştırmak istersem şöyle anlatayım.

İnsan önce doğayı olduğu gibi tuvale aktardı. Ne kadar gerçekçi aktarırsan o kadar usta sanatçı oldun. Fotoğrafın keşfi ile birlikte bu aktarım anlamsızlaştı. Fotoğrafın yapamadığını resim imgeleri soyutlayarak yaptı. Soyutlama sanatın zirvesi gibi oldu. Yok hayır öyle değilmiş. Meğer bizim insanımız kilim dokurken bu soyutlamayı zaten yaparmış, ya da bir dağ keçisinin boynuzlarını keçiden büyük yaparken. Buradan Ekşihöyük buluntularına gelecek olur isek;

El yapımı objelerde soyutlama görüyoruz. Bu da bizi şuraya getiriyor ki insan düşünce, psikoloji ve ruh dünyası olarak şimdi ne ise, binlerce yıl önce o imiş. Bizi öncekilerden ayıran evrim değil, birikim olsa gerek. Yani bizdeki bilgiye ulaşma kolaylığı ve bilgi birikimi önceki nesillerden ayırt edici özelliğimiz.

Fulya hocanın Ekşihöyük buluntuları rehberliğinde sanat, insan, tarih, bilim sohbetinden bir kısmını aktarmış oldum. Fulya Dedeoğlu kazı için hazırladığı projeler ile hem çeşitli kaynaklardan maddi destek sağlıyor ve sağlamaya çalışıyor, hem de bu projeler vasıtası ile burasını ete kemiğe büründürmeye çalışıyor. Mesela, bu projelerden birine göre 8 bin yıl önceki bir köy fiziki olarak canlandırılacak diyeyim de ne demek istediğimi anlayın. Sonuç olarak Ekşihöyük’ü izleyin derim, ajandanızın bir yerinde bulunsun…

Yorumunuz Onaylanmak Üzere Gönderildi

QOSHE - ENTERASAN BİR KAZI; ÇAL EKŞİHÖYÜK - Bülent Topuz
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

ENTERASAN BİR KAZI; ÇAL EKŞİHÖYÜK

3 0 0
26.09.2022

Çal ilçesindeki Ekşihöyük kazısı sessiz sedasız ilerliyor. Bu sessizlikte ilgili bakanlığın demeçlere ve paylaşımlara izin politikasının etkisi olduğu kadar, kazı sorumlusu Fulya Dedeoğlu’nun sansasyonel haberlerden ziyade, akademik çalışmaları öncelemesinin de büyük etkisi var. Binlerce yıl eskiye giden buluntular hakikaten ilginç. Kimi insanın varlığına, gelişimine, sosyolojisine ve psikolojisine dair bilgilerimizi pekiştirirken, kimi de insanın ve tarihin yeniden yazılmasını gerektirecek derecede şaşırtıcı. Bu gözlemleri kazıya yaptığımız geziden çıkarıyoruz.

Tam bir arkeoloji meraklısı Gazeteci Yaşar Tok ve sohbetlerin akil adamı sosyolog Yılmaz Kahraman abimizle höyüğe bir ziyaret yaptık. Kazı sorumlusu Fulya Dedeoğlu aramızda Yaşar Tok gibi gazeteci sıfatında biri olmasına rağmen oldukça açık ve samimi davranıyor. Anlattıkça anlatıyor. O da biliyor ki kazının sahibinin kendisi olduğunu bu ekip bilir ve sırf haber olsun diye boşboğazlık yapmaz.

Tabii ki de kazının ve öğrendiklerimizin tamamı sır değil. Şöyle anlaşılır tarafından kısa bir bilgi vermek gerekirse, tarihleme ile başlayalım. Zira kazıların, hele höyük kazılarının en önemli bulguları kaç tabaka yaşandığı ve kaç bin yıl geriye gittiği üzerine kuruludur.

Ekşihöyük........

© Denizli Gazetesi


Get it on Google Play