We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

DÜNYADA BİR İZ BIRAKMAK

2 0 0
30.05.2022

Alanında başarılı, bir akademisyen meslektaşım ile sohbet ediyoruz. Bu ara sürekli bilimsel makale okuyorum diyor. Okumaz ise düşüncelere dalıp ölmek ve yok olmak düşüncesine takılıp kalıyormuş. Bir süre sonra torunlarının bile kendisini hatırlamayacak olmasını kabullenemiyor. Anladığım kadarı ile bilimsel olarak kabul görebilecek bir iddia ve ispat ile literatüre girip ölümsüzleşmeyi arzuluyor. Bu konuda, bilimin güvenilir kurallarına bel bağlıyor. Bir bakıma içinde yaşadığı toplumun sosyolojisinde kendine bir yer bulamıyor. Neden böyle düşündüğünü kendimce izah etmeye çalışayım;

Tanrı insanı yaratırken, kendisinde var olan özelliklerden bazılarını insana da bahşetmiştir. Bunlardan birisi de ölümsüzlük özlemidir. İnsanoğlu ölümlü olduğunu bilir, bu nedenle de bu gerçeğin etrafından dolanarak tatmin olmak ister. İster ki dünyada bir iz bıraksın, bu iz dünyadan göçtükten sonra da varlığını devam ettirsin, yani hatırlansın ve hatırası ölümsüzleşsin.

Bunun en belirgin örneğini antik Roma’da görüyoruz. İmparatorlar adına dikilen heykeller, kapı, çeşme vb anıtsal yapılar bu isteğin bir yansıması. Bunlar o kadar göze batan bir şekilde yapılıyor ki, imparatordan sonra gelen yeni imparatorun ilk işi bu heykelleri indirmek oluyor. İz bırakma ve hatırlanma olgusu ortak kabul etmiyor anlaşılan. Biricik olma arzusu da insanoğlunda tanrısal bir özellik.

İnsanın iz bırakma arzusu ve dürtüsü çabalamanın, üretimin, fark yaratmanın ve kendini aşmanın bir itici gücü. İnsanlığı, insanın bu özellikleri sayesinde, tek tek ürettiklerinin bir kümülatifi olarak görebiliriz. Özellikle de medeniyet ve gelişim kavramlarında.

Şimdi sizlere bir hikaye anlatacağım;........

© Denizli Gazetesi


Get it on Google Play