ZÜHD KRİZİ...
Zühd; dünyayı terk etmek değil, dünyanın kalbe girmesine izin vermemektir. İslam’ın zühd anlayışı, hayattan kaçış değil; hayatın içindeyken ona esir olmamaktır. Zühd; fakirlik değildir. Zenginlik de zühde engel değildir. Zühd; sahip olduklarının sana sahip olmamasıdır. Elindekinin kalbine hükmetmemesidir. Kalbin, Allah’tan başka bir şeye bağlanmamasıdır. Kur’an’da dünya hayatı; oyun, eğlence, süs, insanlar arasında övünme ve mal-evlat yarışı olarak tanımlanır. Bu tanım, dünyayı kötülemek için değil; yerini doğru belirlemek içindir. Zühd, işte bu yer tayinidir. Dünya, kalbin merkezinde değil; elinin altında olmalıdır. Zühd, imkânsızlıktan değil; iradeden doğan bir duruştur. Peygamber Efendimiz (sav) zühdün en canlı örneğidir.
Zühd; az yemek, az uyumak, eski elbise giymek değildir sadece. Bunlar olabilir ama esas olan; dünya için üzülmemek, dünya için sevinmemektir. Kaybedince çökmemek, kazanınca şımarmamaktır. Bugün en çok kaybettiğimiz şey de budur. Kazanınca kendini büyük gören, kaybedince dağılan bir ruh hâli vardır. Oysa zühd; ruhu bu savrulmalardan koruyan bir denge hâlidir. Zâhid insan; şartlara göre şekil değiştirmez aksine şartlara rağmen istikametini korur. Zühd, tembellik değildir. “Dünya boş” deyip kenara çekilmek hiç değildir. Aksine zühd ehli insan; çalışır ama çalıştığı şeyin kulu olmaz. Kazanır ama kazandığına tapmaz. Makamı olur ama makamla şahsiyet inşa etmez. Bugün modern çağın putları vardır; para, statü, görünürlük, alkış, beğeni bunlardan........
