SECCADENİN YERİ, KIBLENİN YÖNÜ…
Bir evde seccadenin yeri, kıblenin yönü biliniyorsa; o evde yalnızca namaz kılınmıyor, aynı zamanda hayatın nereye doğru akması gerektiği de biliniyor demektir. Çünkü seccade sadece üzerine basılan bir kumaş, kıble de pusulayla tayin edilen coğrafi bir yön değildir. Seccade; insanın dünyadaki yerini, kıble; yönünü, takvâ ise; hayatının istikametini gösterir. İnsan gün boyunca pek çok yere yönelir. İşine, aşına, kazancına, makamına, menfaatine, ailesine, dostlarına, dünyalık beklentilerine…
Fakat günde beş defa bütün bu yönelişlerden sıyrılıp tek bir yöne dönmesi istenir; Kâbe’ye… Aslında bu dönüşün içinde büyük bir eğitim vardır. Kul, bedeniyle Kâbe’ye yönelirken gönlüyle Allah’a yönelmeyi öğrenir. Dünyanın dağınıklığından çıkıp tevhidin merkezinde toparlanır. Kur’ân-ı Kerîm, “Yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir” buyurur. (Bakara/144.) Bu emir yalnızca bedenin yönünü tayin etmez; mümine bir istikamet şuuru da kazandırır. Çünkü kıblesi olan insanın yönü vardır. Yönü olanın ölçüsü, ölçüsü olanın da sınırları vardır. Seccade ise bu istikametin evdeki sessiz şahididir.
Evin en kıymetli eşyası olmayabilir; fakat belki de en anlamlı eşyasıdır. Üzerinde insanın alnı yere değer, gururu kırılır, kibri küçülür. Makamlar, unvanlar, servetler kapının dışında kalır. İnsan seccadenin üzerinde yalnızca “kul” olur. Secdeye vardığında başını, yani insan bedeninin en yüksek noktasını yere koyar. İşte kulluğun hikmeti burada saklıdır. İnsan Allah karşısında küçüldükçe mânen büyür. Fakat........
