HZ. İBRAHİM VE KALBİN TATMİNİ...

İnsan; sadece görmek isteyen bir varlık değildir, aynı zamanda inanmak ve inandığını hissetmek isteyen bir varlıktır. Zira gözün gördüğü bazen aklı ikna eder ama kalbi doyurmaz. İşte Hz. İbrahim (a.s.)’ın “Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster” talebi, bu hakikatin en berrak ifadesidir. Bu talep; bir şüphe değil, bir yakınlık arzusudur. Bir inkâr değil, bir vuslat iştiyakıdır. Çünkü o zaten iman etmiştir. Ama iman, bazen “bilmekten” öte, “tatmak” ister.

Kur’ân’ın bize aktardığı bu Hz. İbrahim sahnesinde, Hz. İbrahim (a.s.) Allah’ın kudretine zaten iman etmiştir ve bir Peygamberdir. Ama O, imanın bir üst mertebesine ulaşmak istemektedir. Yakîn… Yani kesinlik… Yani kalbin sükûnet bulduğu, hiçbir tereddüdün gölgesinin kalmadığı bir iman hali… Bu yüzden “inanmıyor musun?” sorusuna “İnandım, fakat kalbim tatmin olsun diye” cevabını verir. Bu cevap, aslında insanın iç dünyasına açılan büyük bir kapıdır. Çünkü insanın en büyük ihtiyacı, kalbinin huzur bulmasıdır.

Bugün modern insanın en büyük problemi de budur. Bilgi var ama huzur yok… Görüntü var ama tatmin yok… Teknoloji var ama sükûnet yok… Çünkü insan, sadece gözünü doyurmakla yetinemez. Kalbin de doyması gerekir. Kalp ise ancak imanla, tefekkürle ve hakikatin idrakiyle doyurulur. Hz. İbrahim’in talebi, bu yönüyle çağlar üstü bir çağrıdır; “Ey insan! Sadece bilmekle yetinme, hissetmeye de talip........

© Denge