DİYANET VAKFININ PARASI VE EMANET SORUMLULUĞU...
Türkiye Diyanet Vakfı'nın parasının yatırım fonlarında değerlendirilmesiyle ilgili kamuoyuna yansıyan haberler, üzerinde ciddiyetle durulması gereken önemli soruları beraberinde getirmiştir. Mesele yalnızca paranın hangi hesapta değerlendirildiği, ne kadar kazandırdığı veya kaybettirdiği meselesi değildir. Asıl mesele, milletin dinî hassasiyetlerle emanet ettiği kaynakların hangi anlayışla, hangi yetkiyle ve hangi sorumluluk bilinciyle yönetildiğidir. Türkiye Diyanet Vakfı, herhangi bir ticari kuruluş değildir. Bu vakfın kaynaklarında hayırseverlerin alın teri, fakirin duası, yetimin hakkı, öğrencinin ümidi ve ihtiyaç sahibinin beklentisi vardır. Vakfın mal varlığı üzerinde tasarrufta bulunanların sorumluluğu; sıradan bir şirket yöneticisinin sorumluluğundan çok daha farklı bir manevi ağırlık taşımaktadır.
Öncelikle şu soruların cevaplandırılması gerekiyor. Vakıf parasının yatırım fonlarında değerlendirilmesini kim istedi? Bu teklifi kim yaptı? Kararı kim verdi? İşlemi kim gerçekleştirdi? Hangi yetkiye dayanıldı? Kimlerle istişare edildi? Dinî, hukuki ve mali yönden hangi değerlendirmeler yapıldı? En önemlisi de, böyle bir tasarruftan ne amaçlandı? Bunlar itham değil, izah bekleyen sorulardır. Çünkü kamu yararına çalışan ve milletin bağışlarıyla güçlenen bir vakfın mali kararları, yalnızca karar verenleri ilgilendirmez. O vakfa güvenerek yardım yapan herkesi ilgilendirir. Elbette vakıfların ellerindeki kaynakları korumaları, enflasyon karşısında değer kaybını önlemeleri ve meşru yollarla değerlendirmeleri mümkündür. Ancak burada üzerinde durulması gereken temel husus; yatırımın niteliğidir. Her yatırım fonu aynı değildir. Faizli finans araçlarıyla katılım esaslarına uygun yatırım fonları birbirinden farklıdır. Bu nedenle hangi fonun tercih edildiği, hangi işlemlerin yapıldığı ve bunların hangi dinî esaslara göre uygun görüldüğü açıklığa........
