BAŞKENT: TAŞKENT... |
Orta Asya’nın bağrında duran bazı şehirler vardır ki; sadece taş ve topraktan ibaret değildir. Onlar, bir milletin hafızası, bir medeniyetin vicdanı, bir ümmetin sessiz gözyaşıdır. Özbekistan’ın başkenti olan "Taşkent" de böyle bir şehirdir. Adı bile insana ağır gelir. “Taşkent”... Yani “Taş Şehir...” Bu şehrin taşları susarak konuşur. Çünkü bu şehir; Moğol istilasını görmüş, Rus işgalini yaşamış, Sovyet baskısıyla ezilmiş ama buna rağmen ezanını, duasını, hafızasını tamamen kaybetmemiş bir başkenttir. Özbekistan denince birçok insanın aklına ilk olarak Semerkant, Buhara ve Türk-İslam medeniyetinin büyük alimleri gelir. Ama şunu unutmamak gerekir ki; bir ülkenin kalbi başkentidir. Taşkent, sadece Özbekistan’ın değil, Türkistan coğrafyasının modern yüzünü temsil eden şehirlerden biridir.
Taşkent’e girince insan, iki ayrı zamanı aynı anda yaşar. Bir tarafta; Sovyet döneminden kalma geniş bulvarlar, sert mimariler, disiplinli meydanlar, diğer tarafta ise; camiler, medreseler, türbeler, çayhaneler ve yüzünde hâlâ mahcubiyet taşıyan Müslüman bir halk vardır. Bu şehirde modernlik vardır ama ruhsuzluk yoktur. Beton vardır ama tamamen maneviyatsız değildir. Taşkent’in mayasında hâlâ Türkistan’ın irfanı dolaşmaktadır.
Taşkent’in en hüzünlü taraflarından biri; bu şehir, uzun yıllar boyunca dinini gizleyerek yaşamak zorunda kalmış insanların şehridir. Sovyet döneminde Kur’an bulundurmanın bile korkuya dönüştüğü zamanlar olmuştur. Bu dönemde; anneler........