We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Siyasi İktidar Sizinse Şehirler Bizim…

2 1 12
10.03.2019

Ülkelerin siyasi tarihi ve üretim ilişkileri kentlerin oluşum ve değişim süreçlerini doğrudan etkilemektedir. Bütün hepsinde kentleşme, yaşanmış tarihin yanı sıra coğrafî durumuna, üretim ilişkilerinin gelişimine, kentin nüfusunu oluşturan insanların sınıfsal konumuna ve demografik yapısına bağlı olarak gerçekleşir. Kentlerin oluşumunu hızlandıran en önemli faktör sanayileşme sonrası kırsal kesimlerde azalan nüfusun, şehir merkezlerine doğru yönelmesidir. Kapitalist üretim ilişkileri incelendiğinde işçi sınıfının oluşum süreci ile kentlerin inşa süreçleri arasında doğrusal bir ilişki vardır. Endüstriyel tarımın feodal üretim ilişkilerini tasfiye etmesi sonucunda kırsal kesimlerde oluşan yoksulluk kentlerde ucuz emek pazarına dönüşmüştür. Ebetteki kentlerin oluşum süreçleri sadece üretim ilişkisi ile açıklanamaz. Bu, ülkelerin tarihsel sürçleriyle de ilgilidir. Ülkemizde Osmanlının çöküş süreci aynı zamanda kentlerin değişim sürecini başlatır. Cumhuriyetin kuruluş süreci aynı zamanda kentlerin rejime uygun yeniden yapılandırılmasının başlangıcıdır. Her yeni rejim tasfiye ettiği eski rejimin hafızasını ve tarihsel izlerini yok sayacak zihniyete sahiptir. İktidar sahiplerinin kendi otoritelerini egemen kılmanın bir aracı olarak kenti asimile etmeyi hedeflerler. Eski rejimle hesaplaşmasını kentlerin inşa süreçlerine taşırlar. Buna en somut örnek İstanbul’dur.

Bütün rejimler egemen oldukları kentlerin tarihsel ve kültürel dokusunu bozarak kent suçu işlemeye başlar

İstanbul’da Roma -Bizans Dönemine ait birçok tarihsel doku Osmanlı zamanında yok sayılmak istense de hala önemli izleri silinememiştir. Bizans dediğimiz Doğu Roma, neredeyse bin küsur yıl bu topraklara hükmetmiştir. İstanbul’un tarihsel, kültürel ve dinsel topografyasına bakıldığı zaman, bu izleri görmek mümkündür. Osmanlı dönemi ile birlikte yeni bir İstanbul yapılanması ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet kurulduktan sonra başka bir yapılanma şehre egemen olmaya çalışmıştır. İstanbul’da inançsal çatışmaların kente yansımaları hala mevcuttur. Bu konuda tartışması tükenmeyen Ayasofya kilisesi bilinen somut örnektir. Yakın tarihimizde sağ iktidarların İslamcı cemaatlerle girdiği ilişkinin etkisiyle Osmanlının tarihine sahip çıkılmasının etkileri her zaman olmuştur. Türk İslam sentezinin kentlere yansıması cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. AKP ile devam eden bu süreç, 15 Temmuz sonrası kurulmak istenen yeni rejimle hız kazanmıştır. AKP iktidarı bir taraftan küresel şirketlerin neo liberal politikalarını uygulayarak kentlerin yapılanmasındaki ranta dayalı değişimi sağlarken, diğer taraftan cumhuriyetle hesaplaşmanın siyasal yansımalarını, kentlerin sokaklarına, meydanlarına taşımaktadır. Cumhuriyetin kuruluş sürecinde Osmanlı ve önceki tarihsel hafıza nasıl unutturulmaya çalışılmış ise, şimdi de cumhuriyet dönemine ait tarihsel hafıza unutturulmaya, ya da kısmen de olsa ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.

Ulus-devletin inşası aynı zamanda devletin kendisinin kentleşmesidir.

Cumhuriyet kurulduktan sonra homojen bir Türk ulusu yaratılmak istenmesi kentleşmenin esas belirleyicisi olmuştur. Farklı kimlik ve kültürlerin var olduğu bir ülkede uygulanan bu politikalar birçok toplumsal ve kentsel suçun işlenmesini beraberinde getirmiştir. Kemalist ideolojinin devletleştiği bu dönem sorgulandığı zaman kentlerde yapılan katliamlara ve asimilasyon politikalarına dair birçok örnek verilebilir. En bariz iki örnek sanırım durumu açıklamaya yeter. Bunlar, 6-7 Eylül olayları ve Dersim katliamıdır. Bu olayların siyasal sonuçları bütün kentlere yansımıştır. Anadolu’da yaşayan Ermeni yurttaşlar ve Rumlar büyük kentleri daha güvenli hissetmişlerdir. İstanbul’a ‘’sığınmaya’’ yönelmişler ya da ülkeyi terk etmek zorunda kalmışlardır. Alevi yurttaşlar açısında durum daha farklı gelişmiştir. Alevilere yönelik psikolojik baskı, onları İslam’ın içinde tanımlamaya zorlama, Cem evlerinin yapımına izin vermeme ve Maraş katliamına kadar uzanan bir tarihsel sürecin muhatabı olmuşlardır. Kendilerini köylerde dahi hiçbir zaman huzurlu hissetmeyen Alevilerin yerleşim yerleri genellikle yüksek tepeler ve dağlık........

© Demokrat Haber