We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Klavye Tuşunun Ucundaki Sistem

2 0 0
22.09.2021

Her şey 1 Mart günü akşam saat 9 civarında gelen telefonla başladı.

Yeğenimin telaşlı sesi:

-Dayı, çabuk yetiş, ananeme bişey oldu.

Apar topar kardeşimin evine vardığımda annem neredeyse soluk almıyordu. Hemen 112, ambulans ve sağlık sistemimizin çağ atladığının delili Şehir Hastanesi. Evvela “acil kırmızı alan” denilen yerde 3 gün kaldı annem. Sonra durumunun ciddiyetine binaen yoğun bakım servisine alındı. Tabii o tarihte koronavirüs bize ulaşmadığı, hala Çin'de dolaşıp durduğu için çokta umursamıyoruz, kronik astım krizine bağlı, kalbinin ritim bozukluğu, akciğerlerde enfeksiyon günde sadece 5 dakika bir kişiye görüş izni o da maskeli ve eldivenli olmak kaydıyla. Kardeşimle dönüşümlü gidiyoruz. Annemin sağlığı da günden güne iyiye gidiyor. Sağlık sistemimiz de ne güzel olmuş böyle. Acaba hakikaten ufkumuz mu yetmiyor bu değişimlere, eski kafalı olmakta mı ısrarcıyız? Bardağın dolu tarafını da görelim ama değil mi?...

Derken annemin durumunu sormak için yanına girdiğimiz doktoru bize açıklama yapıyor:

“Teyzenin durumu artık servis kliniğe çıkabilecek ve tedavisine orada devam edebilecek duruma geldi.” Kardeşimle birbirimize mutlu mesut bir şekilde bakıp göz süzüyoruz.

“Ama serviste yer yok.”

Nasıl yani? Şimdi bu kocaman, yatak sayısı binlerle ifade edilen hastanede anneme yer yok mu?

“Biz göğüs hastalıkları servisine bakıyoruz, orada yer yok, diğer servislere de istekte bulunduk haber bekliyoruz.”

Neyse canım, bu kadarcık eksiklik her yerde olur tabii, bundan dolayı koca sistemi kötülemek doğru değil.

Nihayet onbirinci gün, rakamla 11. gün anneme dahiliye servisinde yer bulunuyor. Her gün olmasa da en az iki günde bir ya kalp grafiği ya herhangi bir organının ultrasonu ya tomografi ya da akciğer filmi çekiliyor. Her gün kan, idrar tahlilleri. Velhasıl iyi bir tedavi süreci...

Yanında kardeşimle ben dönüşümlü refakatçi kalıyoruz. Adına münhasıran tam bir şehir burası: Bankalar, kuaför (berber değil), lokantalar, börgır king, konukevi, kantin, muazzam bir otopark. Sadece ulaşım biraz sorunlu, eh o da normal canım, her şeyi de kötülemeyelim, bardağın dolu tarafı değil mi ama...

İki haftayı geçince hastane süresi annem mızıldamaya başladı haklı olarak:

”Çıkarsınlar beni artık.”

“Anne iyice tedavi ol, ondan sonra çıkalım. Bak hem otel konseptli hastane, neydi o Burdur'daki Devlet Hastanesi... Kal biraz daha...”

Bir akşam kahve içmeye indiğim kantinde görevli genç (ahbap da olduk artık) biraz da duyulmasın diyerek sağır olan kulağıma doğru bişeyler fısıldadı.

“Anlamadım ne dedin?”

“Abi yavaş konuş, demin acile bir ambulans geldi, hastayı indirmeden önce doktor, hemşire hepsi uzaylılar gibi giyindi, hasta koronalıymış.”

Hoş geldin koronavirüs, tabii Çin’den gelmesi uzun sürdü........

© Demokrat Haber


Get it on Google Play