We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Yatırımlar Tasarruflarla mı Finanse Edilir? Hayır! Peki ya, ne?

2 0 0
22.09.2021

Twitter’daki tartışmalardan ötürü bu küçük açıklayıcı notu yazmaya gerek duydum. Orda 280 karaktere siğmiyor pek tabii ki, koca tartışma. Bir de aşağıda bahsedeceğim alternatif literatürden bihaber olduklarını gizlemek için yapılan havuz medyası düzeyindeki ucuz polemikler de cabası.

**

Elbette „yatırımların tasarruflarla finanse edilmediğini“ Türkiye iktisat yazınında ilk söyleyen ben değilim. Ama sadece Türkiye‘de değil, genel dünyada iktisat okuru, bu iddiayı dillendiren alternatif iktisat yaklaşımlarını ve ülkelerinde bunları savunan iktisatçıları pek tanımıyor galiba. Daha çok, üniversitelerin iktisat bölümlerinde ve medyada despotik bir hegemonya kurmuş olan anaakım yaklaşımlara ve onların ezberlerine aşinalar. Ezber diyorum, çünkü bu anaakımdan meslektaşlardan kime bu ezberlerine meydan okuyan soru sorsanız, ya ignore ediyorlar ya da totolojik argümantasyonlara sarılıyorlar.

**

Bu yazıyla yetinmeyip daha fazlasını merak edenler, „paranın içselliği“ (endogenity of money) tartışmasına bakabilirler.

Kapitalizmi basit bir „değiş-tokuş“ ekonomisinden pek de farklı görmeyen ve iktisadi süreçlere arz yönlü bakan anaakım yaklaşımın varsayımına göre, kapitalist sanki parayı değil, üretip sattığı malı biriktirme hedefindedir. Bu yaklaşıma göre, bankalar „tasarruf sahipleri ile yatırım için kredi arayanlar arasında aracılık yapan pasif“ kurumlardır. Para Miktarı Teorisi’ne (Quantity Theory of Money) göre para miktarı arttığında enflasyon da artacağından, son kertede reel değer aynı kalacağından para, iktisadi süreçlere dışsaldır ve nötrdür. Buna dayanarak, örneğin kamu harcamalarının bütçe açığının sebep olacağı faiz artışıyla özel sektörü yatırımdan alıkoyacağını ve dolayısıyla kamu harcamalarının pozitif etkisinin bertaraf olacağını iddia eder (crowding-out effect). Geleceğin belli hata payları çerçevesinde öngörülebilir olduğunu varsayan bu yaklaşım, paranın, „değiş-tokuş“ (medium of exchange) fonksiyonunu önemser. Değiş-tokuş temelinde bakıldığından, daha çok yatırımın finanse edilmesi için daha çok tasarrufun erişebilir olması gerektiğini iddia eder.

Yatırımın, kapitalist ekonomi için özsel kritik bir konumda olduğunu ve talebin rolünü vurgulayan Keynes ve onu daha doğru anlayan Post-Keynesyenler ise (Yeni-Keynesyenler, Keynes’i Neo-Klasik akım ile sentezlemeye çalıştıklarından Keynes’i vulgarize ettiler), paranın iktisadi süreçlere içsel (endogen) olduğunu ve nötr olmadığını iddia edegeldiler. Yani para miktarı, iktisadi reel büyüklüğe içkindir ve bankalar parayı kredi talebiyle yoktan yaratırlar, tasarruf sahibinden alıp yatırımcıya aktaran pasif kurumlar değillerdir. Paranın kapitalist ekonomideki daha önemli fonksiyonunun „değer saklama“ (store of value) fonksiyonu olduğunu öne çıkaran bu yaklaşım ise, bunu geleceğin kökten bilinemez olduğuna dayandırır ve kapitalist ekonomideki iktisadi kararların, özellikle de yatırımın, geleceğin bilinemezliği altında alındığını vurgular.

İktisadi süreçlerdeki aslolan başat faktör olarak yatırım harcamaları görüldüğünden, yatırım harcamalarıyla karların, istihdamın, gelirlerin ve tüketim harcamalarının tetiklendiği öne sürülür. Leh iktisatçı Michał Kalecki’nin iddia ettiği üzere, kapitalist ne kadar kar yapacağına karar veremez, ne kadar harcayacağına karar verir ve makro düzeyde, işçiler kısıtlı gelir........

© Demokrat Haber


Get it on Google Play