We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Nuh Köklü İçin: Dünya Zamanı, Kalbin Zamanı

1 0 0
22.09.2021

Uzun aranın ardından yine Nuhcuğuma bir mektup yazıyorum. Kırgınlıklarımı, özlemimi, aşkımı, evimin içini, aslında kalbimin sözünü kamusal alana döküp saçacağım yine. Bu döküp saçmalar iyi geliyor bana. Keşke herkes dökse içindekileri.

5. yılda yine bu mecradayım Nuhcum. Yazıyla iki kelime, altı harf olan "Beş yıl", yaşayınca tarifi mümkünsüz bir zaman dilimi ama dünyanın zamanıyla kalbin zamanı aynı akmıyor, bunu öğreniyor insan.

Bu mecradayım zira ilk mektubum için onca yazılı ya da dijital basına ulaşmak istesem de kimse sesime ses olmak istememişti. Doğru ya birilerinin sözünü söylemesi için illa birinin arkadaşı olmak lazım, tüm köşeler riya içinde tutulmuş. Sokaktaki insanın sesi kimin umurunda? Zaten her şeyin en iyi, en doğrusunu bilen büyük söz sahibi kadınlar ve adamlar var. Bu riya içindeki alanda Demokrat Haber sesime ses olmuştu, olmaya da devam ediyor, minnettarım. Tarihi yapanlar bizleriz, hayatın içinde basit hayatlar yaşayan, resmi tarihin yok saydığı ötekiler tarihi yapıyoruz, bu nedenle iç dökmelerimi tarihe minik bir nokta olarak bırakıyorum buraya. Sevgili Karin Karakaşlı'nın "Hakikat, insan hikâyesidir" dediği yazıdaki (http://platform24.org/p24blog/yazi/4213/hakikat--hik-ye--hafiza----ii ) hakikate inanıyorum bunu yaparken.

5 yılda neler mi oldu Nuhcum? Değişmeyen şeylerden biri, aramızdan alınışından sonra "ölüm" kelimesini kullanırken kırk kere düşünmem. Bazen biri senin için o kelimeyle bir cümle kuruyor, kalakalıyorum. Zihnim o kelime ile seni yan yana koyamıyor, imkansız geliyor. Yaşlı köpek Hepa için de aynısı oldu çoğu zaman. Hatta şöyle bir şey olmuştu, Hepa'dan bahsederken "Hepa'yı kaybettiğimde" deyince "Nerede kayboldu, buldun mu sonra?" demişti biri. Seçtiğimiz kelimelerin de bizi biz yapıp kalabalıklardan ayırdığını bir kez daha fark etmiştim o zaman.

Geçen bunca süre boyunca içim, evin içi hep cinayet mahalli. 17 Şubat 2015 akşamı olanları şimdiye kadar yüksek sesle sayılı kere ifade ettim. İçimden sessizce sürekli konuşuyorum ama sesli olarak ancak son zamanlarda yapabildiğim bir şey. Öyle olsaydı, böyle olsaydı, şöyle yapsaydım diye bazen sabahı ederken buluyorum kendimi, gerçek zamana dönünce hiçbir şeyi geriye saramayacağım gerçeğiyle yüzleşiyorum. Defalarca tekrarlandı ve tekrarlanıyor bu hal. Şimdi burada yazabiliyorum ama önceleri kimseye söylemedim, zira bir kadına deli yaftası yapıştırmak o kadar kolay ki. İnsanların acı çekmesi eşittir deli, tüm dünyanın gerçeği bu olsa da bizim coğrafya için kesin bir eşitleme bu, eminim. Yas tutmanın bireysel ve toplumsal olarak farklı işlediğini görenler çok az. Çok akıllı insanlar nasıl yas tutacağını, ne zaman "normal hayata" dönmen gerektiğini bile söyleme cüretine sahipler. Normal hayat kime, neye göre normal? Yas bazen iki yıl, bazen beş yıl, hatta hayat boyu sürer belki, yasla yaşamayı öğrenmek hiç bitmeyen, kişisel bir süreç belki de.

Ne anlatabiliyorsun, ne anlatmaya takatin oluyor. Susmak tüm soruları cevaplıyor, olduğun yerde bir milim bile kıpırdamadan, kaskatı bir taş gibi durman yetiyor bazen ve taş olsam çatlardım diyorsun.

Bazen sessiz sedasız mezarlığa geliyorum (gidiyorum), toprağa, çiçeğe karışan bedeninin yeniden can bulduğu otları, çiçekleri görmek, onlara dokunmak şaşırtıyor, gözyaşlarıyla kalakalıyorum bozkırın ortasında. Bilmediğin bir........

© Demokrat Haber


Get it on Google Play