We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Tarih ve Hukuk İnkarcıları Yalanlıyor

3 0 0
22.09.2021

Ermeni Soykırımı 100 yılı aşkın bir süredir Türkiye’de tüm iktidarlar ve muhalefet partilerince (HDP hariç), resmi ideolojinin etkisinden hala kurtulamamış bazı sol kesimlerce inkar edilmeye devam ediliyor. Kolay değil bir devletin geçmiş suçlarıyla yüzleşmesi. Almanya’nın Holokostla yüzleşmesi, Ermeni soykırımındaki rolünü kabul etmesi de kolay olmadı. En son 1991’de Holokost soykırımının aynı zamanda Roman soykırımı olduğunu da kabul ettiler ve özür dilediler. Namibya soykırımı ile ilgilide yüzleşme yönünde epey mesafe aldılar. Avustralya Aborjinlerle ilgili özeleştiri verdi. Kızılderili soykırımını yapan ABD'den de zaman zaman çok ürkek de olsa sesler çıktı. 1980’lerden sonra özelikle 1990’dan itibaren geçmişle hesaplaşmada evrenselleşmeye doğru göreli de olsa bir gelişme başladı. Dikkat edilirse bu süreç devletler hukukundan, dünya vatandaşlığı hukukuna geçişe paralel gelişti. Giderek İnsan Hakları hukukunda özür dileme ulusal üstü bir etik değer olarak benimsendi. Resmi özür beyanı Şili, Almanya, ABD, İngiltere Bulgaristan, Avustralya ve Sırbistan’da da görüldü. Hala direnen bazı Avrupa ülkeleri var. Japonya’da hala Türkiye’de olduğu gibi unutma, unutturma ve bastırma, inkar politikası devam ediyor.

Geçmişle yüzleşme bir adalet ve özgürlük sorunudur. Hesaplaşmanın temel şartı; geçmişin saptırmadan adını koyarak işlenmesi ve özgür tartışmadır. İnkarcıların çok sık tekrarladığı tarihin sadece tarihçilere bırakılması tezi adaletten ve özgürlükten kaçışın bayatlamış halidir. Resmi ideolojinin kokuşmuş silahıdır. Bir an için tarihçilere bırakıldığını farz edelim. Tarihçiler özgürce tüm belgelere ulaşabilecek midir? Tarihçiler vardıkları sonucu baskılanmadan korkmadan kamuya açıklayabilecekler midir? Tarihçiler konu ile ilgili hukukun evrensel ilkelerine, tanımlarına uyacaklar mıdır? Daha yakın geçmişte Ermeni Soykırımı diyenler hakkında davalar açılıyordu. Yasa ve mahkeme korkusu olmadan artık bu konuda gerçekler ortaya konmalıdır. Geçmişle hesaplaşma doğrudan geçmişte yaşananlara odaklanan bir tarihsel ilgiden ziyade, geçmişin bugüne yansıyan etkileriyle uğraşmayı ifade eder. Negatif hatırlama çok önemlidir. Negatif hatırlama; düşünülemeyeni düşünmek, telaffuz edilemeyeni telaffuz etmeyi öğrenmek, tasavvur edilemeyeni tasavvur etmeye çalışmaktır.

Geçmişle yüzleşmede; bilme hakkının çok özgün bir türü olan 'Hakikat Hakkı' artık insan hakları hukukunda temel bir hak olarak kabul edilmektedir. Hem bireysel hem de kolektif haktır. Hakikat hakkı hem cezasızlıkla mücadelede hem de mağdurların onarım hakkı için büyük önem taşır. Güney Afrika hakikat ve uzlaşma komisyonu dört hakikat tanımı yapmıştı; olgusal-adli hakikat (kanıtlara ilişkin yasal veya bilimsel), anlatısal hakikat (mağdur ve tanıkların anlatımı), toplumsal hakikat, onarıcı hakikat. Soykırım, insanlığa karşı suç, savaş suçları ve barışa karşı işlenen suçların mağdurlarının adaletin yerine getirildiğini bilme hakkı, hakikati bilme hakkı, tazminat ve eski hale getirmeyi talep hakkı, suçların tekrarını önleme için yeniden düzenlenmiş teminat kurumlarına sahip olma hakkı vardır. Özgürlük felsefesi ve insan hakları hukuku etiği açısından unutarak değil, unutmadan bağışlamak, insanların uzlaşması için tekrarın önlenmesi açısından geçmişle uzlaşmamak büyük önem taşımaktadır. Hakikat hakkı; bir siyasal talep ve hak olarak hem hakikat komisyonlarına kaynaklık etmiş, birçok Latin Amerika ülkesinde de (Peru, Arjantin, Kolombiya) anayasalara girmiştir. Güney Afrika’da da anayasa mahkemesi, hakikatin Apartheid rejiminin haksızlıklarından demokrasiye ve anayasal........

© Demokrat Haber


Get it on Google Play