We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Hev-Genç

3 1 0
30.04.2019

İkiz fakat birbirine pek benzemeyen Altay kardeşler 12 yaşındaydı. O yıl, şimdi altıncı sınıf diye ifade edilen orta bire başlayacaklardı. Altay kardeşler kekemeydi ve bazı harfleri külliyen söyleyemiyorlardı. Konuşmaları hep bir alay konusuydu. Bu kardeşler, konuşmaları ile dalga geçen herkese direk girişirlerdi. Pata küte kavgalar ederlerdi. Bu tür kavgalara akranları ve dahi üç beş yaş büyükler bile yardıma gelirdi. Buna rağmen bazı insanlara güçleri yetmezdi. O zaman, intikamın başka bir yolu vardı.

Cam kırmak!

Esas şöhretleri buydu. Onlarca kişinin evinin, arabasının ve işyerlerinin camını kırmıştı Altay kardeşler.

Bu çocukların babaları yaşadıkları o küçük şehirde tanınan, bilinen saygı duyulan biriydi. İşi gücü yerindeydi. Misal çocukları bir vukuat mı yaptı, asla işi büyütmeden, şu, bu demeden, mağduriyeti fazlasıyla öderdi. Daha da önemlisi mağdurlara, samimiyetle minnet duyardı.

Aylardan Ağustostu. Altay kardeşler, babalarına ait deniz kıyısındaki kafede çalışıyordu. Şehrin tüm gençleri bu kafeye takılırdı. Altay kardeşler üniversiteli solcu ağabeylerin bazılarını çok severdi. Çünkü Altay kardeşlerin konuşmaları ile dalga geçmezlerdi. Bu abi ve ablalar Dev-Gençliydi. O küçük şehirde birçok solcu grup vardı. Altay kardeşler için Dev-Gençlilerin yeri bambaşkaydı. Altay kardeşler, yakında gidecek üniversiteli abi ve ablaların masasına gelerek, “biz orta bire geçtik, artık Hev-Gençliyiz değil mi?” diye sorarlar.

Masadaki ağabeylerden biri; “Ulan canınız sağ olsun, siz Hev-Gençli değilsiniz artık, Alaska’dan Afrika’ya Hev-Genç sorumlususunuz” der.

Altay Kardeşler bir sevinir, bir sevinir ki o kadar olur. Bu kardeşlerin az zayıf olanı; “O zaman tören yapalım” der.

Kafedekiler ve dahi Altay kardeşlerin babası bile bu tiyatroya katılır.

Sol yumruklar havaya kalkar ve yemin töreni yapılır.

“Oportimizme (İsagillere), revizyonizme (Talhagillere) karşı mücadele edeceğime, eğer ilçede ve ilde tembelleşen Hev-Gençli olursa, ona hevrim ateşini hatırlatacağıma, Alaska’dan Afrika’ya tüm Hev-Genç sorumluğunu alacağıma, yemin ederim.”

Bir alkış kopar. Sonra da Altay kardeşlerin çay ikramı gelir.

Altay kardeşlerin az zayıf olanı pek ikna olmadı şöyle sordu; “Tamam biz artık Alaska’dan Afrika’ya Hev-Genç sorumlusuyuz, peki bizim sorumlu olduğumuzu gösteren mühür nerede?” Mühür işi de bu çocukların dayısı muhtar olduğu için akılda kalmıştı.

Altay kardeşlerin babası da “Ulek kendi evinizin camını bile kırdınız, daha ne mührü istiyorsunuz? Sizin mühür de cam kırmak ya.” (Ulek; 1: Ula, ulan, hınzır, gibi şeylerin Arapçasıdır. 2: Sevimli bir hitap şekli.)

Akıllarına gerçekten uyar bu. Altay kardeşler demek, cam kırmak demektir.

ALASKA’DAN AFRİKA’YA HEV-GENÇ’İN İLK EYLEMİ

Eylül gelir, ağabeyler ablalar üniversitelerine geri döner ve Altay kardeşler ortaokula başlar.

Bir gün okul müdürü uzun saç kontrolü yapar. Müdür, Altay kardeşlerin ikisinin de saçını makineyle bir parça keser. Bir grup öğrenciyle beraber çocukları, saç tıraşı olsunlar diye eve gönderir.

Saçları kırpılmış tüm çocukların canı epey sıkılır.

Elbette buna bir cevap vereceklerdir.

Altay kardeşlerin az zayıf olanı şöyle akıl yürütür. “Okul kimin malı? Müdürün. O zaman müdürün tüm camlarını kıracağız, böylece müdürüne bir mesaj vereceğiz.”

Öyle de yaparlar. Bir gece okulun tüm camlarını sapanla kırarlar.

O yağmurlu ve rüzgârlı havada okulun kırılan camlarının sesini kimse duymaz. Duyanlar da kendine bu durumdan vazife çıkarmaz.

Kısa bir süre sonra, bu eylemi Altay kardeşler yaptığı ortaya çıktı. Çünkü orta bir, iki ve üçler arasında Altay kardeşler “Sizin saçınızı kesen müdürün camlarını kırdık” diye ajitasyon ve propaganda yaparlar.

Tabi müdürün orta üçte okuyan oğlu da bunu duyar, babasına mevzuyu anlatır. Altay kardeşlerin babaları büyük bir çaresizlikle, okul müdürüne yalvar yakar olayın kapatılmasını rica eder. Tabi okulun camlarını taktırıp, hatırı sayılır bir bağış yapmak şartıyla. Öyle de olur, mevzu büyümeden kapanır.

Lakin bu eylem nedeniyle tüm orta bir, iki ve üç bebeleri arasında Altay kardeşlerin şöhreti daha da yayılır.

Bu işin bir de bedeli olacaktır. Değerli okur, bir babanın evladına Anadolu topraklarında uygulayabileceği tüm şiddet yöntemlerini daha önce zaten uygulamış ama bir türlü sonuç alamamış bir adam var karşımızda. Aslında baba epey çaresiz de. Ne yapsın adamcağız? İki evladı var, hem kendilerine, hem aileye, hem şehre bir bela olduğunu düşünüyor. Kısmen haklı, kısmen haksız. Çünkü Altay kardeşler son derece saygılı, yardımsever insanlardır.

Büyük insanlara taş çıkartacak olgunlukta, yaşlı ve mağdur insanlara yardım etmişlerdir. Hatta harçlıklarını biriktirip, ekstradan bir numaralı finansör anne, iki numaralı finansör nene, üç numaralı finansör babadan da para alarak yaşlı, tek başına yaşayan bir kadına küçük ekran bir televizyon bile hediye ettiklerini tüm şehir biliyordu. Şimdi burada yaptıkları diğer iyilikleri yazıp onları rezil mi edelim? Zira onlar da bilir ki, her iyilik gizli yapılır. İyilik açıktan yapılırsa bir çeşit rezillikti yapan için.

Altay kardeşler, konuşmalarıyla ve siz ne biçim ikizsiniz gibi mevzularda dalga geçenlere öfke duyuyorlardı. Bir de adaletsizliğe ve haksızlığa gelemiyorlardı. Sadece kendilerine değil, şahit oldukları başka haksızlıklara da o şiddette tepki verirlerdi.

Altay kardeşlerin, kendi evlerinin camlarını kırma, babalarının arabasını yakma girişimi ve kafenin tüm bardaklarını kırma icraatları akla gelen ilk icraatlardı. Ha birde yeni alınan ve o zamanlar çok büyük paraya mal olan, maç izlemek için kullanılan, büyük ekran televizyona gazoz fırlatmayı unutmamak lazım. Gerçi o eylem muğlâktı. Altay kardeşler tarafından üstlenilmedi. Bu cam kırmanın yanında akranlarından, lise üçteki çocuklara dek, meseleleri olan tüm çocukları da dövmüşlükleri vardır. Altay kardeşler bir anda, on, on beş velet toplayabiliyorlardı.

Yine o gece hortumla,........

© Demokrat Haber