Üniversiteyi Kısaltmak Değil, Eğitimi Ciddiye Almak |
YÖK’ün aldığı, üniversitelerde dört yıllık lisans eğitiminin başarılı öğrenciler için üç yıla düşebileceği kararı şu soruyu gündeme getirdi: “Üniversite eğitimi üç yıla mı inmeli?”
Kulağa pratik geliyor. Ama eğitimi kronometreyle ölçmeye başladığımız anda asıl soruyu kaçırıyoruz: Mezun olduğunda bu insan tek başına ne yapabiliyor? Ölçü bu olmalı. Eğitim süreyle değil, mezuniyet gününde ortaya çıkan yetkinlikle ölçülür.
İlber Ortaylı’nın gençliğe dair vurgusu da bu yüzden önemli. Hayatın yönünü belirleyen taşlar çoğu zaman genç yaşlarda—özellikle 20’lerin başında—yerine oturuyor[1]. Gençliğin en verimli yıllarını “bir an önce mezun ol” takvimine kilitlemek, kaybettiğimiz şeyin bir yıl değil, bazen bir kuşak olduğunu gizliyor.
“Daha hızlı iş hayatına atılsınlar” diye üniversite tartışılmaz
Üniversiteyi “en kısa sürede iş piyasasına insan çıkarma” mantığıyla tartışmak meseleyi tersinden kurmaktır. Sorun süre değil; amaç, nitelik ve ölçme.
Bir programın ilk sorusu şudur: Mezun olduğunda bu insan hangi nitelikleriyle öne çıkacak? Bu sorunun yanıtı net değilse “3 yıl mı 4 yıl mı?” tartışması içeriksiz bir takvim pazarlığına döner. Bu hız mantığını uç noktaya götürelim: En hızlı çözüm hiç üniversite okutmamaktır. Öğrenciyi doğrudan işe yönlendiririz; bitti gitti. Demek ki mesele hız değil; mezuniyet anındaki yetkinlik.
Diploma statüye dönüştü
Bizde üniversite, çoğu zaman “ne öğrendin?” sorusundan çok “hangi kapıdan geçtin?” sorusunun cevabı gibi çalışıyor. İş ilanının daha ilk satırında “4 yıllık diploma şartı” diye bir filtre duruyor; beceriyi görmeden kapıyı kapatıyor. Oysa saygınlık; üniversite binasına girip bir kâğıt almakla değil, toplum için anlamlı bir işi iyi yapmakla ölçülmeli.
Çiftçilik de, tesisatçılık da, inşaat ustalığı da, berberlik de saygındır. Ülkenin birçok alanda acil ihtiyacı da zaten nitelikli meslekler.
Bazı ülkeler “herkesi üniversiteye” koşturmuyor
İsviçre örneği bu yüzden öğretici. Zorunlu eğitim 15 yaşında bitiyor (toplam 11 yıl; 4–15 yaş arası) [2]. Sonrasında gençlerin yaklaşık üçte ikisi, üniversiteden önce üst-ortaöğretimde mesleki eğitim yoluna giriyor; bu yol çoğu zaman iş piyasasına açılıyor ama isteyenler için yükseköğretime geçiş kapıları da var [3]. Üst-ortaöğretimde 2023/24 verilerine göre öğrencilerin X’i mesleki eğitimde, yaklaşık 0’u genel/akademik eğitimdeydi [4].
Almanya’da da üst-ortaöğretimde öğrencilerin yaklaşık P’si mesleki eğitimde; bunun da yaklaşık p’i “ikili sistem” çıraklık üzerinden ilerliyor [5].
Türkiye’de tablo daha karışık. MEB’in 2024–2025 örgün eğitim istatistiklerine göre ortaöğretimde 1,68 milyon öğrenci mesleki ve teknik liselerde; 3,16 milyon öğrenci genel liselerde; 487 bin öğrenci imam hatip liselerinde okuyor. Mesleki-teknik yolun payı kabaca üçte bir [6].
İstihdam tarafında da “meslek lisesi işe yaramıyor” diye kestirip atmak kolay; ama veriye bakınca tablo daha nüanslı. TÜİK’in ayrıntılı kırılımlarının en net paylaşılan örneklerinden birinde (2018), mesleki-teknik lise mezunlarının istihdam oranı W,4 iken diğer lise mezunlarında F,7; işgücüne katılım da sırasıyla f,1 ve T,2 [7]. Aynı kaynak, mezunların kendi alanlarında istihdamının çoğu alanda ’un altında kaldığını da not ediyor [7].
Bu tablolar şunu söylüyor: Hedef gerçekten “gençler hayata daha erken atılsın” ise yapılması gereken üniversiteyi kısaltmak değil; üniversiteye mecburiyet hissini azaltmak, nitelikli mesleki yolları........© Daktilo1984