Fizik Tedavi Faturalarınızı Neden Beyaz Saray’a Göndermelisiniz? |
Savaşların White Noise’a Dönüştüğü Bir Dünyada Seyirci Vatandaşlık ve Modern Kaygı
Yılbaşı ağaçlarımıza astığımız barış dilekleri pek işe yaramamış olsa gerek 2026’ya yine savaş haberleriyle başladık. Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela’ya girdiği haberi önüme düştüğünden beri, bir türlü gevşetemediğim bir boyun tutulması ve kulak çınlamasıyla geziyorum.
İlk bakışta bu durumun konuyla alakasını kuramamış olabilirsiniz. Ben Venezuela’da yaşamıyorum. Fiziksel olarak güvende olduğumu da biliyorum. Ama yine de haberleri gördüğümden bu yana bedenimi gevşetmeyi bir türlü başaramadım. İşte bu hâl, modern dünyanın yeni normali.
Savaş haberlerinin ‘white noise’a dönüşmesi
Artık “böyle bir şey olmaz” dediğimiz bir eşik yok. Her şeyin olabileceği fikri, istisnai bir kaygı olmaktan çıkıp alışılmış bir öngörüye dönüşüyor. Haftaya misilleme olarak Çin Tayvan’a girse hangimiz buna “aaa hiç beklemezdim” der ki? Savaş sürekli açık kalan, kapatılamayan bir yayın gibi hayatımızın arka planına yerleşiyor. Haber bültenlerinde, sosyal medya akışlarında, bildirimlerde…
Bir noktadan sonra savaş, adeta bir white noise’a dönüşüyor. Bakıyoruz ama tam olarak dahil olmuyoruz; etkileniyoruz ama harekete geç(e)miyoruz. Görüntüler akıyor, başlıklar değişiyor, ama içimizde net bir kapanış anı oluşmuyor. Bu yüzden savaş, gündemin önünden çekilse bile sinir sisteminden çekilmiyor.
White noise sesi tamamen kesmez; tam tersine, zihnin dinlenmesini de engelleyen, sürekli ama düşük yoğunluklu bir uğultu yaratır. Savaş haberleri de benzer bir işlev görüyor artık.
Vücutlarımızın da Termostatı Var
Artık ne oluyorsa, neredeyse anlık olarak canlı yayında izleyebiliyoruz. Görüntüler akıyor, başlıklar değişiyor, rakamlar artıyor. Bir süre sonra ilk vuruculuk kayboluyor. İnsanlar sayıya; sayılar ise ekranda değişen ama ne anlama geldiğini giderek daha az idrak ettiğimiz rakamlara dönüşüyor.
Bir eşik var. Bakmaya devam ettiğimiz, ama artık görmediğimiz; duyduğumuz, ama dinlemediğimiz bir eşik. “Duyarsızlaştık mı?” sorusu yüzümüze çarpıyor.
Ya da başka bir refleks devreye giriyor: Kaçınma. Kanal değiştiriyoruz, takibi bırakıyoruz, haberi atlıyoruz. Ve bunu yapan tek kişi değiliz. Reuters Institute’ün verilerine göre insanların 9’u bilinçli olarak haberlerden kaçınıyor. Bu bir ilgisizlik değil. Taşıyamamak.
Tıpkı gözlerin çok parlak bir ışığa bakamayınca kapanması gibi, zihin de çok fazla acıyı aynı anda işleyemediğinde “hissetme” fonksiyonunu geçici olarak askıya alıyor. Bu bir korunma refleksi. Sistemin kendini kapatması.
Son Dakikalar Arasında: Gelecek Bulanıklaşıyor
Bir “gelecek planımız” yok artık. “Gelecek senaryolarımız” var.
İnsan zihni normalde geçmişten ders alıp geleceği inşa etmek üzerine kuruludur. Bir zaman çizgisi çizer: “şimdi”den “sonra”ya uzanan, üzerine hayallerin ve hedeflerin yerleştirilebileceği bir zemin. Peki ya bu zemin her an yeni bir “son dakika”, yeni bir kriz, yeni bir alarm ziliyle sürekli sarsılıyorsa?
İşte o zaman zaman çizgimiz parçalanıyor. Gelecek, üzerine bir şey inşa edilecek bir ufuk olmaktan çıkıyor; yalnızca bir sonraki sarsıntının beklendiği bir alan hâline geliyor. Bunun belirtilerini de gündelik hayatlarımızda fazlasıyla yaşıyoruz:
Yatırım kelimesinin dönüşümü:
Eskiden “uzun vadeli yatırım” denildiğinde emek, sabır ve güven akla gelirdi. Bugün her yatırım........