menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Rakamlardan İbaret Olmayan Bir Hayat: Asgari Ücretle Yaşamak

10 0
04.01.2026

Türkiye’de her yılın sonunda açıklanan asgari ücret zam oranı, yalnızca bir maaş artışını değil, milyonlarca insanın hayatını hangi sınırlar içinde sürdürebileceğini de belirliyor. Açıklanan rakam ise çoğu zaman “Yüzde kaç zam yapıldı?” sorusuyla kısa bir süre tartışılıyor. Oysa bugün asıl sorulması gereken, asgari ücretle yaşamanın ne anlama geldiği.

Bu sorunun yanıtı, tek başına ücret artışında değil, kiralardan gıda fiyatlarına, ulaşım ücretlerinden şehirler arası yaşam maliyeti farklarına ve giderek derinleşen bölgesel eşitsizliklere uzanan geniş bir çerçevede gizli.

Teorideki Tanım ve Pratikteki Karşılığı

Asgari ücret, bir çalışanın alabileceği en düşük ücret düzeyini belirleyen yasal bir düzenlemedir. Türkiye’de asgari ücret, 1936 tarihli İş Kanunu ile mevzuata girmiş olsa da uygulamaya ancak 1951 yılında geçilebilmiştir. 1951–1967 yılları arasında asgari ücret mahalli komisyonlar tarafından belirlenmiş; 1967’den itibaren ise, çeşitli değişikliklerden geçerek günümüze kadar gelen “Asgari Ücret Tespit Komisyonu” sistemi uygulanmaya başlanmıştır.

Bugün Türkiye’de asgari ücret, hükümet ve sosyal taraflar arasında yürütülen görüşmeler sonucunda belirlenmekte ve başta yıl sonu olmak üzere belirli dönemlerde güncellenmektedir. Mevzuatta asgari ücret; bir işçiye normal bir çalışma günü karşılığında ödenen, gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret olarak tanımlanıyor. Ancak bu tanımda yer alan ihtiyaçların kapsamı ile asgari ücretlinin gündelik hayatı arasındaki mesafe giderek açılıyor. Barınma ve gıda gibi en temel kalemler dahi bütçenin büyük bölümünü tüketirken, kültürel harcamalar çoğu zaman ilk vazgeçilenler arasında yer alıyor.

Bugün asgari ücretle geçinen biri için sinema, tiyatro, konser, sergi ya da bir kitap; “asgari düzeyde” bir ihtiyaç olmaktan çok, erişilmesi zor bir ayrıcalığa dönüşmüş durumda. Oysa kültür bir lüks olarak görülmemeli. Kültür, mevzuatta insanın toplumsal hayata katılımının, ruhsal iyilik halinin ve yaşam kalitesinin bir parçası olarak tanımlanıyor. Dolayısıyla asgari ücretlinin bu alandan sistematik olarak dışlanması, yalnızca ekonomik bir yoksunluğu değil, hayatın kendisinden eksiltilen bir alanı da işaret ediyor. Bu noktada asıl soru şu: Yasal olarak “zorunlu” kabul edilen bir ihtiyacın, fiiliyatta karşılanamaz hale gelmesi ne anlama geliyor? Asgari ücret, bir çalışanın yalnızca hayatta kalmasını mı hedefliyor, yoksa........

© Daktilo1984