Ücretlerde Sovyetlerden Eşitlikçi, Sermaye İçin ABD’den Vahşi: Türkiye’de Gelir Eşitsizliğinin Boyutları |
Türkiye, gelir dağılımında ne kadar eşitsiz bir ülke? Eşitsizlik artıyor mu? Evet çok eşitsiz ve eşitsizlik artıyor deyip işin içinden çıkmak kolaya kaçmak olurdu. Ancak hikaye çok daha karmaşık.
Gelir eşitsizliği, ölçüm açısından karmaşık bir mesele. Mesela kişi başı gelir dediğimiz şeyi bir ortalama sayıyla özetleyebiliyoruz, arttı ya da artmadı diyebiliyoruz. Tartışma ancak verilerin doğru olup olmadığında çıkıyor. Eşitsizlik ise daha farklı, çünkü milyonlarca insanın arasındaki dağılım örüntüsünün bütününü ifade ediyor. Gelir dağılımının tepe kesimlerinde eşitsizlik artarken, yani en zenginler ile diğer herkes arasındaki mesafe artarken, aynı anda aşağı kesimlerde görece eşitlenme olabilir, yani alt sınıf ve orta sınıf arasındaki mesafe azalabilir. Bu orta sınıf yoksullaştığı için de olabilir, alt sınıflar orta sınıftan daha hızlı zenginleştiği için de.
Uzun yıllardır Türkiye’de olan tam da bu: aşağılarda buluşma, tepede ayrışma. Bu ikisi aynı anda gerçekleşince, gelir dağılımının özet ölçüsü olan Gini katsayısı, 21. yüzyılın çoğunda tutarlı bir değişim göstermemişti. Son beş-altı yıldır ise, tepedekilerin zenginleşmesi hızlandı; sonuç olarak gelir dağılımının genel eşitsizliği yani Gini katsayısı da artıyor. Bu anlamda artık daha rahat “eşitsizlik artıyor” diyebiliriz. Burada vurgulanması gereken şey şu: Türkiye’de eşitsizliğin lokomotifi tepedeki ayrışma. Aşağılarda ise hem eski yoksulları hem eskinin daha kibar ailelerini içine alabilen geniş bir ortadirekleşme süreci var. Bu süreç bazıları için bir göreli ilerleme, bazıları içinse statü kaybı anlamına geliyor.
Bu karmaşık örüntü insanların aklını karıştırabiliyor. Kırsal kökenli olup, son jenerasyonda kentleştiğini ve sınıf atladığını hisseden, gerçekten de tüketim imkanları artan, eğitim ve sağlık imkanlarına erişimi artan milyonlarca aile var. Bunlar kendilerince haklı. Öte yandan, birkaç jenerasyondur büyük şehirde yaşamış, birkaç jenerasyondur yüksek eğitim gerektiren işlerde ve mesela memuriyetlerde çalışmış olan ailelerin çocukları, ebeveyninin gerisine, dedesinin gerisine düştüğünü hissediyor. Amerikan tarzda bir “orta sınıf” iken “ortadirekleştiğini” hisseden insanlar bunlar. Bu his de doğru. Çok kabaca özetlediğim bu iki hissiyat, alt-orta ve üst-orta sınıfların deneyimlerine tekabül ediyor. Çünkü aynı noktada buluşurken birisi aşağıdan yükselerek, birisi yukarıdan inerek geliyor. Türkiye’de insanların ekonomi hakkında farklı algı ve hissiyata sahip olmasının önemli bir nedeni, gerçekten de farklı ekonomik olguları deneyimlemeleri. (Yani bu konuda siyasi partizanlık yalnızca bir sebep değil, aynı zamanda bir sonuç).
Buraya kadar bireysel gelir dağılımını konu aldık. Bir de fonksiyonel gelir dağılımı diye bir şey var. Bunun anlamı, ülkedeki toplam yıllık gelirin emek, sermaye, ve rant gelirleri arasında nasıl bölüşüldüğü. Yani yıllık gayrısafi hasılanın ne kadarı emekçilere ücret olarak ödenmiş, ne kadarı sermaye sahiplerine kar olarak kalmış. Fonksiyonel gelir dağılımının, bireysel gelir dağılımıyla ilişkisi de karmaşık. Gelirini kar olarak kazananlar, ücretle geçinenlerden illa ki daha zengin değil. Mesela küçük çiftçi, işportacı, küçük esnaf, vb. sınıf kesimlerinin kâr ile elde ettikleri gelir seviyesi, kurumsal sektördeki beyaz yakalı ücretlerinin gerisinde kalabiliyor. Ayrıca aynı insanın farklı türden gelir kaynakları olabiliyor. Bu şerhleri not ettikten sonra şunu bildirebiliriz: Türkiye’de yine son beş-altı yıldır gözlemlediğimiz bir trend, fonksiyonel gelir dağılımında kâr payının artarken ücretlerin payının azalması yönünde görünüyor (ücretlilerin sayısı artmasına rağmen).[1]
Nüfusa oranlı ücret payının azalması da, Türkiye’de ücret eşitsizliğinin azalmasıyla birlikte gerçekleşiyor. Yani sermaye ile ücret arasındaki makas açılırken, ücretler kendi aralarında benzeşiyor. Bu da........