Irak’tan Venezuela’ya “Petrol Meselesi”: Berberinizin Bildiği Gibi Değil

Benim berberim, bir at yarışı ve uluslararası ilişkiler uzmanı. Bu uzmanlığı, diplomaya değil; sezgilerine ve özgüvenine dayanıyor. Dünya olaylarına dair oldukça kuvvetli fikirleri var. Bunları da sıklıkla, “abi bütün olay petrol” diyerek özetliyor. Venezuela konusunda da aynısı oldu.

Berberim haklı olabilir. Trump bile Venezuela operasyonu sonrası petrolden bahsetmedi mi? Ancak “bütün olayın petrol” olması kulağa ilk başta geldiği kadar net ve kuvvetli bir tez değil. Mesela ABD, petrol zengini Irak’ı işgal edince de berberim bütün olay petrol diyordu, ekonomik açıdan önemli hiçbir doğal ve insani kaynağı bulunmayan Afganistan’ı işgal edince de. ABD net petrol ithalatçısıyken de berberim ABD’nin her yaptığı için bütün olay petrol diyordu, bugün ABD dünyanın en büyük petrol üreticisi ve net ihracatçı konumuna gelmişken de aynısını diyor. Hal böyleyken, “bütün olay petrol” tezi bize ABD’nin ne zaman ne yapacağıyla ilgili bir öngörü kazandıramıyor. O zaman gelin şu petrol konusunu biraz daha yakından anlamaya çalışalım. Dünyayı petrol şirketleri mi yönetiyor? Petrol şirketlerini kim yönetiyor? Savaşlar hep petrol ve diğer doğal kaynaklar yüzünden mi çıkıyor?

Meşhur Rockefeller ailesini herkes duymuştur. John D. Rockefeller’ı zengin eden,19. yy sonlarında Standard Oil şirketi vasıtasıyla ABD’de petrol üretimi ve dağıtımı üzerinde kurduğu tekel idi. Rockefeller’ın çok güçlenmesi, piyasanın şikayetlerine ve kamuoyunda rahatsızlığa yol açınca ABD devletinin dikkatini çekti ve özel bir tekel konumunda olan Standard Oil, 1911’de devlet tarafından 39 parçaya bölündü. Bu parçalardan üçü, 20. yüzyılın ortalarında hâlâ dünyanın en büyük petrol şirketleri arasındaydı (Standard Oil of New Jersey, Standard Oil of California, Mobil). Bunların yanında iki Amerikalı şirket daha (Gulf Oil, Texaco), iki de Avrupalı şirket (BP, Royal Dutch Shell), dünya petrol sektörüne hakim olan “7 kızkardeşleri” oluşturuyordu. Bunlar hem ABD’deki hem de dünyanın Sovyetler dışında geri kalanındaki petrol sahalarında aktifti.

Bu şirketler, satın alma ve devralmalar sonucunda bugün isim değiştirmiş ve sayıca dörde inmiş durumda. Ama artık dünya petrolünün tek hakimi bunlar ya da ENI gibi diğer Batılı şirketler değil. Çünkü 1969’da Kaddafi yönetimindeki Libya’dan başlayarak, petrolün çıkarıldığı ülkeler petrol üretimini kamulaştırarak millileştirmeye koyuldular. Pek çok vakada bu çatışmalı biçimde gerçekleşti. Örneğin İran 1953’te bunu ilk yapmaya çalıştığında İngiliz ve ABD destekli bir darbe ile engellendi ve iş 1979 İslam devrimine kaldı. ABD ile iyi geçinmeye bakan Suudi Arabistan’da ise dönüşüm, uzun yıllara yayılan pazarlıklar ve hisse devirleriyle gerçekleşti ve Amerikalıların Arabistan’da petrol çıkarmak için kurmuş olduğu Aramco, sonunda tamamen millileşerek Saudi Aramco adını aldı.

Bugün dünyada petrolün dağıtımında ve finansallaşmasında hâlâ Batılı şirketlerin hakimiyeti bulunsa da, petrol üretiminin büyük kısmını petrolün bulunduğu ülkelerin kendi devlet şirketleri yapıyor. Bunları genellikle borsa değeri üzerinden hesaplanan listelerde göremiyoruz ama mesela 2019’da borsaya açılan Saudi Aramco dünyanın en değerli birkaç şirketinden biri. Bu yerli şirketler, teknoloji için Batılı şirketlerden yine yatırım alıp paylaşım yapıyor elbette. Ancak her halükârda varil başına üretici ülkelerde kalan para, o eski dönemlere göre çok daha yüksek oluyor. Yani ortada bir aldatmaca değil, gerçek bir dönüşüm var.

Peki millileştirilen bu servet, petrol ülkelerine yaradı mı? Bu konu karışık. “Kaynak laneti” diye bir şey duymuşsunuzdur. Bu, şans eseri doğal kaynakların üstünde oturan bazı ülkelerin siyasi ve ekonomik açıdan bir türlü belini doğrultamaması durumuna verilen ad. Eskiden, siyaset bilimciler ve ekonomistler bu konuda daha karamsardı. Petrol gibi doğal kaynakları bol olan ülkelerin, uzun vadede daha az ekonomik büyüme yaşadığı düşünülüyordu. Daha yeni veriler ve hesaplar ise bu konudaki resmi biraz değiştirdi. Petrolü bol ülkeler, bu duruma özgü bazı ekonomik ve siyasi sorunlar yaşasalar da, ortalamada daha yavaş büyümüyorlar.[1] Hatta aralarında BAE, Suudi Arabistan gibi, petrolü nispeten iyi kullanmayı öğrenmiş, buradan gelen geliri kalkınma için kullanabilen ülkeler var.........

© Daktilo1984