Demokrasiye bak!
Ama gerçekten olacak şey mi? Şu CHP’nin yaptığına bakın. İstanbul’un çoğunu ele geçirdiler. Ülkede belediyeciliğin nasıl yapılacağının örneklerini en başarılı biçimde gösterir oldular. Yetmedi. Yıllardır (47 yıldır) AKP’nin elinde olan Bursalı seçmeni ikna ettiler, oyları kazandılar ve seçildiler. E yani ne yapsın zavallı iktidar! Nasıl geri alacak Bursa’yı. Mecburen yargıyı devreye sokmak zorunda kaldı!!! Seçimde kaybettiğini yargıyla geri alacak... Bugüne dek 18 belediye başkanını hapse tıktılar. 12 belediyeye kayyım atadılar. 30 belediyenin nüfusu 28 milyon. Ne yani, halk iradesini yok saymanın başka yolu mu kaldı! Başka çaresi mi var sanki! Bakalım yarın sabah hangi belediyelere baskın yapacaklar!
Aziz Nesin olsa, “Yapma Zeynep, sakın yazını böyle sürdürme, kimileri ciddiye alır” derdi. Tamam vazgeçtim. Başka konuya geçelim!
Bu ismi aklınıza ve kalbinize kazıyın. Esra Işık. Önceki gün tutuklandı. Suçu ne? Toprağını savunmak. Suyunu korumak. Ağaçlara sahip çıkmak. Ve en büyük suçu, “hayır” demek. Direnmek.
Akbelen direnişi 7 yıldır sürmekte. Ve bu direnişin başını kadınlar çekmekte. İkizköy Muhtarı Nejla Işık ve 20’li yaşlarındaki kızı Esra, bu kadınlardan sadece ikisi. Esra bu direnişin simgesi olmuş durumda.
Muğla’nın Milas ilçesinde kömür maden sahasını genişletmek amacıyla “acele kamulaştırma” kararına karşı köylüler protestoyu sürdürüyor. İkizköy Çevre Komitesi üyesi Esra Işık, mahkeme heyetine “görevini yaptırmama” ve “hakaret” suçlamasıyla önceki gün tutuklandı. İkizköy muhtarı anne Nejla Işık’ın haykırışı hâlâ kulaklarımda “Evladımı bırakmam, hepimizi almaları gerekecek!” diyordu. “Toprağımız için adalet istiyorduk. Şimdi evladımız için adalet istiyoruz” diyordu.
Bu “acele kamulaştırma” henüz yasal süreci tamamlanmadan devam ediyor. Biraz daha çok kömür, biraz daha çok kazanç için, yasalar çiğneniyor, özel mülkiyet hakkı yok sayılıyor.
Hukukçular bu tutuklamayı, “LİMAK şirketini koruma” diye yorumluyor. İzmir Barosu, “Bu işlem yalnızca bir kişinin özgürlüğüne yönelik değil, anayasal haklarını kullanan tüm yurttaşlara yönelmiş açık bir gözdağı niteliğindedir. Anayasal haklar ihlal edilmektedir” diyor. “Hak arama özgürlüğünü kullanan yurttaşların kolluk eliyle baskı altına alınması, hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır” diyor.
Yerseniz! Bizdeki demokrasi bu kadar!
Ne tuhaf bir memleketteyiz. Ağaç kesmek serbest. Doğayı talan etmek serbest. Rant uğruna dağı, taşı, nehri satmak serbest. Ama bir kadın çıkıp “durun” dedi mi, itiraz etme hakkını kullandı mı suç!
Doğa düşmanlığı kalkınma, doğayı savunmak “tehdit”! Vicdan suç, itaat erdem!
Hatırlatmış olayım: Çevre aktivisti yalnız değildir. Onun adı, bu ülkede “itiraz eden” herkesin adıdır. Ve tam da bu yüzden, onu susturmaya çalışanlar aslında bir kişiyi değil, bir toplumu hedef alır. Ama unutulan bir şey var: Vicdan, emirle susturulamaz.
Adalet, korkuyla kurulamaz. Ve doğa... Doğa intikam almaz belki ama unutmaz.
İnsanı ve doğayı talan etmek kolay. İnsanı ve doğayı talan edenler, gece yastığa başlarını koyduklarında uyuyabiliyorlar mı acaba?
İlker Çatak’ın daha önce gördüğüm “Öğretmenler Odası” beni müthiş etkilediği için, Berlin’de Altın Ayı ödülünü alan “Sarı Zarflar” filmini görmeye korkarak gitmiştim. Ya düş kırıklığına uğrarsam diye. Uğramadım! Muhteşemdi. Olağanüstüydü. İncelikler üzerine kuruluydu.
“Sarı Zarflar”, bir ilişkiler filmi. Hayatınızın eksenini kaybetme anınız ve o andan sonra yaşadıklarınızın filmi. Günün birinde sadece işinizi değil, hayatınızın eksenini de kaybetmişsiniz ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak duygusuna kapılıyorsunuz. İşte bunun filmi. Karı-koca, anne-oğul-gelin; anne-kız, baba-kız... Kuşaklar sürtüşmesi, düşünceler, duygular sürtüşmesi?
Sistemle çatışmak ya da çatışmamak? Korkmak ya da korkmamak? Ayakta durabilme çabası, maddi ve manevi güçlüleri aşma çabası. Baskıya, yasaklara ne denli uyum? Ne denli direniş? Ne kadar taviz verilebilir? Hangi ödünler? Cevaplar yok. Sadece sorular. Politik baskının en sinsi yanı budur. İnsanları yalnızca susturmaz. Farklı suskunluklar yaratır.
Özgü Namal, Tansu Biçer, İpek Bilgin, Leyla Smyrna Cabas mükkemmel oyuncular. Berlin, Ankara’yı, Hamburg İstanbul’u canlandırıyor. Çok zekice! Filme emeği geçen herkesi kutluyorum.
Halk iradesi yok sayıldıkça hepimiz “Sarı Zarflar” almış gibi oluyoruz diye düşünmeden edemiyorum.
