2025 öldü, yaşasın 2026!
Filmlerde görürüz ya: “Kral öldü! Yaşasın kral”, “Padişah öldü yaşasın padişahımız!”. Şöyle bir haykırsam diye özenmişimdir ama bir türlü nasip olmadı. Bizde krallık yok, sultanlık yok, padişahlık yok; o nedenle bağırmadan idare ediyoruz.
İyi ki bu yazım 1 Ocak gününe rastladı da “2025 öldü, yaşasın 2026” diye haykırıyorum!
Kötü, ahlaksız, hain, alçak, yalancı, cahil 2025! Şiddet, zulüm, öfke, kin, intikam yanlısı 2025! Hakkaniyetten, adaletten, ilimden, bilimden, emekten, şefkatten, vicdandan nasibini almamış 2025! Defol, git, yok ol!
Oh be dünya varmış! Rahatladım. 2026’yla birlikte artık her şey çok güzel olacak!
Cinsel taciz olaylarını, uyuşturucu davalarını, adalet arayışlarını... IŞİD’in ülkenin birçok yerinde yuvalanmasını, bu yapılanmaya kol kanat germiş iktidarı, taht kavgalarını... Yoksulluk sınırının çok altına düşmüş; 28 bin 75 TL asgari ücret meselesini bir yana koyabilirsek...
2025’in en çarpıcı olayı bence Bahçeli’nin söylemiydi. Dostluk, barış, süreç vb. gibi sıradan şeyler değil, o “muhteşem” benzetmesiydi.
“Günümüzün Sultan Süleyman’ı Reisicumhurumuz Erdoğan’dır; günümüzün mimar Sinan’ı, çevre bakanımız Murat Kurum’dur” dedi. Dinlerken gözlerim yaşardı. Yarabbi ne müthiş bir memleket burası!
Neyse ki Fazıl Say’ın yılbaşı konserini yeni dinlemiştim, hâlâ etkisindeydim. Kendimi Tanrı’ya yaklaşmış gibi hissediyordum. Sanki tüm kötülüklerden arınmış daha iyi, daha umutlu, daha........
