‘Bize sorulmadı’

Şu günlerde mezuniyet törenlerinden yükselen sesleri dinliyorum. Gençlerin gözlerindeki ışığı, öfkelerindeki asaleti, itirazlarındaki bilinci görüyorum. Diplomalarını alırken yalnızca kendi geleceklerini değil, üniversitenin anlamını, akademinin onurunu, özgür düşünceyi savunuyorlar.

“Kayyum istemiyoruz” diyorlar. “Bilimi, aklı, liyakati savunuyoruz” diyorlar.

Paraşütle indirilen yöneticilere, yukarıdan verilen kararlara, yok sayılmaya karşı çıkıyorlar. (Bkz: Boğaziçi Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, ODTÜ vb.)

Bir ülkede gençlerin mezuniyet konuşmalarında en çok duyulan sözcükler “özgürlük”, “ifade hakkı”, “adalet” oluyorsa orada duralım. Çünkü ortak çığlık aynı:

Üniversitelerden sanata, mizahtan eğitime kadar insanların kendi hayatlarına dair söz hakkının yok sayılmasına uzanan bir çizgi...

Üniversitelere rektör atarken sormadılar. Kimi hocaları ve öğrencileri okuldan uzaklaştırırken sormadılar. Bilim insanlarına sormadılar. Gençlere sormadılar. O kuruma ait olanlara sormadılar.

Ve bütün bunlar olurken bir başka yerde, milyonların hayran olduğu bir komedyen, Deniz Göktaş politik ve toplumsal hicvin sınırlarını zorladığı için hedef oluyor, tutuklanıyor.

Oysa mizah dediğimiz şey tam da budur: Gücün karşısında söz söylemek, eleştirmek, çelişkileri göstermek, aynayı toplumun yüzüne tutmak, başkaları sustuğunda, konuşabilmek...

Üstelik bizim Anadolu kültürümüzde mizah, hiciv, taşlama, eleştiri toprağımıza, suyumuza,........

© Cumhuriyet