Savaşın bedelinin en ağırını tarafı olmayanlar ödüyor

Hindistan, Japonya... Dünyanın savaş sınırlarının dışında kalmışlar gibi görünen uzak ülkelerinde yaşayanlar, üretimi durduran boyutlardaki sorunlarla bağlantılı, işin içinden nasıl çıkabileceklerine ilişkin çözüm arayışlarıyla boğuşuyorlar. Bir de iki arada bir derede kalmış iktidarları erkimizin, bir o yanda bir bu yanda durma, daha kârlı çıkabilme çabalarıyla nereden geldiği anlaşılamayan ateşin altında kalıyor olmanın riskleriyle yaşıyor olmanın bedelleri var.

Şimdilik can kaybımız olmadığı açıklanıyor olsa da başka ülkeler adına çalışılan yerlerden toplam ölenlerimizi biliyor muyuz? Tarıma en elverişli ülkelerin başında olmamıza karşın, topraklarımızda en çok üretilen sebze, meyve fiyatlarında dünyada en pahalısıyla yüzleşmemizin sorumlusu iktidarları hiç hesap vermeyecek mi? Bir kilo dolmalık biberi 400 liraya satın almak zorunda kalma noktasına gelmişiz. Çok daha yaşamsalı bizlere dönük nefes aldıran hizmetleri ile yerel seçimlerde oy verdiğimiz belediyelerin yönetim kadrolarının en güçlüleri, büyüklerinden en küçüklerine başkanlarından çalışanlarına uzanan bir halkada, soluksuz eklemlenen, yaratılan senaryolarla, gece baskınları ile tutuklanıyorlar.

Başlatılmak zorunda kalınan yargılama süreçleri içinde yaşanan gizi tanık rezilliklerinden bile ders alınmadan dün sabah da yeni tutuklanma senaryoları ile yüzleştik. Koltuğu bırakmak zorunda kalmanın korkusu gözleri öylesine karartmış ki... FETÖ darbesi günlerinde demokrasi adına yanlarında yerlerini almış, CHP genel başkanı da içlerinde tüm kadroların duruşlarını unutmuşlar. Tümüne birden en ağır karabasan günleri yaşatabilmek, teslim alabilmek umuduyla haksız, hukuksuzlukta sınır tanımayan yöntemlerle yeni suç senaryoları yaratılıp yine insanları yer kalmamış cezaevlerinde en kötü, sağlıklarını tehdit eden koşullarda içeriye tıkmanın operasyonlarını sürdürüyorlar.

Amerika, İsrail’in gözlerini kan bürümüş iki liderinin, kör kuyuya taş atmak üzere kafa kafaya verdiklerinin gerçeği ile yüzleşmekte zorlanıyorlar. Kuşkusuz İran’ı, liderlerini arka arkaya öldürerek yok etme düşlerinin geçerli olamadığının ayrımında olmalılar. Arada kınama açıklamaları da geliyor. Ancak tersine, imza atmamış olmaları gereken toplantılara da katılıp imza verdiklerine de tanıklık ediyoruz. Ezilmeme çırpınışlarını gözlemliyor, insani değerlerle paylaşmamak olanaksız olabiliyor.

Ülkemizin, kurtuluş-kuruluş savaşlarını Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanmış, ulusal bağımsızlık savaşımının onurlu kazanımını yaşamış insanlarının, İranlıların bağımsız kalabilme duruşlarını uzaktan da olsa gözlemleyebildiğimiz kadarı ile direnişlerine saygı duymamız kaçınılmaz. Hiç olmazsa İran üzerinden arka kapılara saklanarak yanar döner duruşlar sergileme lüksleri olmamalı, kendi iktidarları kadroları içinden kaypak gelgit duruşlarına izin verilmemeli değil mi?

Ülkemize dönük siyasetlerinde, koltuklarını kaybetme paniği içinde sürdürdükleri sınır tanımaz haksızlık, hukuksuzluklarının yanında durulmasını beklemek ise tek kelime ile “aymazlık”. Kendilerine uzun yıllar oy vermiş seçmenlerine olsun vefa borçları kalmışsa bu sınır tanımayan “kindarlık, dindarlık düşmanlıklarının vazgeçmek zorunda olduklarının ayrımına varmalılar”. Kendi küpüne zarar veren sirke gibi durmamalılar.


© Cumhuriyet