Meşruti Monarşi Övgüsü ve II. Abdülhamit

“II. Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarının 30 yılı meclis denetiminden uzak tek adam otoritesiyle geçmişti. II. Abdülhamit bu 30 yıl içinde devleti genelde saraydan yönetmiş ve muhaliflerine nefes aldırmayan bir İstibdat (Baskı) Düzeni kurmuştu.”

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı öncesinde Türkiye’de, her ne kadar -en azından görünüşte- birbirinden bağımsız olsa da birbiriyle örtüşen, birbirini tamamlayan iki gelişme yaşandı. Bunlardan ilki ABD’nin Türkiye Büyükelçisi T. Barrack’ın Orta Doğu için en iyi yönetim biçiminin “merhametli monarşi veya meşruti monarşi” olduğunu ileri sürmesiydi. İkincisi ise İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin makam odasına II. Abdülhamit portresi asmasıydı.

ABD BÜYÜKELÇİSİ’NİN MEŞRUTİ MONARŞİ ÖVGÜSÜ

Daha önce, “Osmanlı millet sistemine dönün!” diyerek laik Cumhuriyeti hedef alan , “Lozan’ı” ve “ulus devleti” eleştiren ABD’nin Türkiye Büyükelçisi T. Barrack, geçtiğimiz günlerde de “Orta Doğu’da işe yarayan tek şey, güçlü liderlik rejimleri oldu: ya merhametli monarşiler, ya da meşruti monarşi türü yapılar…” diyerek bölge ülkelerine “ulusal egemenlik”, “cumhuriyet” ve “demokrasi” değil, “monarşi” önerdi. ABD’nin Türkiye Büyükelçiliği, 23 Nisan’da sosyal medya hesaplarından yayımladığı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı mesajında da Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucu Önderi Mustafa Kemal Atatürk’e yer vermedi.

Çünkü 106 yıl önce TBMM’yi açarak, 104 yıl önce padişahlığı kaldırarak, 103 yıl önce cumhuriyeti ilan ederek, 102 yıl önce halifeliği kaldırarak ve 92 yıl önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı vererek “merhametli” veya “merhametsiz” her türlü monarşiyi ortadan kaldırıp cumhuriyeti kuran Türk Devrimi’nin Başmimarı Mustafa Kemal Atatürk’tür. Atatürk, bağımsızlık savaşıyla birlikte cumhuriyetin ve aydınlanmanın sembolüdür. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi 23 Nisan öncesinde “meşruti monarşiyi” överken, ABD’nin Türkiye Büyükelçiliği’nin 23 Nisan’da cumhuriyetin sembolü Atatürk’ü anması zaten beklenemezdi.

TÜRK TİPİ BAŞKANLIK VE MEŞRUTİYET 

ABD’nin Ankara Büyükelçisi T. Barrack’ın “monarşi” ve “meşruti monarşi” övgüsüne ve önerisine karşı AKP’nin sessiz kalmasına da şaşırmamak gerekir. Çünkü bugün Türkiye’de geçerli olan ve AKP’nin “Türk Tipi Başkanlık” dediği rejim, tam da T. Barrack’ın işaret ettiği o “güçlü liderlik rejimleri”nden biri olarak inşa edilmek istenmektedir. “Türk Tipi Başkanlık” denilen bu rejimde güç sarayda toplanmış, meclis hiç olmadığı kadar zayıflatılmıştır.

Türkiye’de Başkanlık Sitemine geçilirken fiilen rejimin değiştiğini, aslında cumhuriyetten meşrutiyete geri dönüldüğünü yazmıştım. 20 Şubat 2017’de Sözcü gazetesinde yayımlanan “Cumhuriyetten Meşrutiyete Dönüş” başlıklı makalemde, 2017 Başkanlık Sistemi Anayasası’nda cumhurbaşkanına tanınan yetkilerin, 1876’da Kanuni Esasi’nin (Türkiye’nin ilk anayasasının) padişaha (dönemin padişahı II. Abdülhamit’e) tanıdığı yetkilere benzediğini, böylece Türkiye’nin, aslında resmen olmasa da uygulamada cumhuriyetten 1. Meşrutiyete, 142 yıl geriye döndürüldüğünü belirtmiştim.

Bu tezimin dayandığı mantığı anlayabilmek için “Meşrutiyet Meclisi” ile “Cumhuriyet Meclisi”nin farkını bilmek gerekir. Meşrutiyet Meclisi, “Ayan” ve “Mebusan” olmak üzere iki meclisten oluşurdu. Ayan Meclisi atanmışlardan, Mebusan Meclisi ise seçilmişlerden oluşurdu. Mebusan Meclisi’nin üstünde –her ne kadar 1909’da yetkileri sınırlandırılmış da olsa- demoklesin kılıcı gibi sallanan saray (sultan-halife) otoritesi vardı. Dolayısıyla meşruti monarşilerde meclis ve saray denklemi geçerliydi. Buna karşın “Cumhuriyet Meclisi”nde “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Dolayısıyla cumhuriyetlerde sadece meclis........

© Cumhuriyet