Laikliğin anayasaya girişi

“Din düşüncesi vicdani olduğundan, parti, din fikirlerini, devlet ve dünya işlerinden ve siyasetten ayrı tutmayı milletimizin çağdaş gelişiminde başlıca başarı etkeni görür.” (1931 CHP Programı)

Tam 89 yıl önce, 5 Şubat 1937 tarihinde aralarında laikliğin de olduğu Atatürk ilkeleri anayasaya girdi. Atatürk, 29 Ekim 1923’te ilan edilen cumhuriyeti, bir taraftan yaptığı sıralı devrimlerle diğer taraftan anayasa değişiklikleriyle aşama aşama laikleştirdi. Dolayısıyla Türkiye’de cumhuriyet, genelde sanıldığı gibi, bir günde kurulup tamamlanmış değildir; Türkiye’de cumhuriyet, yaklaşık 15 yılda (1923- 1937 yılları arasında) Atatürk tarafından, akılla, sabırla, cesaretle adım adım inşa edilmiştir. Böylece Atatürk’ün en büyük eseri ve mirası “Laik Cumhuriyet” ortaya çıkmıştır.

Osmanlı Anayasası Kanuni Esasi laik değildi. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde, Kurtuluş Savaşı devam ederken hazırlanan ve birçok maddesi geçici 1921 Anayasası (Teşkilatı Esasiye Kanunu) da laik değildi.

1921 Anayasası’nın 7. maddesinde, “Dine ilişkin hükümlerin (ahkâm-ı şeriyenin) yerine getirilmesi… Büyük Millet Meclisine aittir,” denilmiştir. Buna ek olarak 1921 Anayasası’nda 29 Ekim 1923’te yapılan değişiklikle 2. maddeye “Devletin resmi dini, dini İslam’dır,” ifadesi eklenmiştir. Böylece 1921 Anayasası’nın 2. ve 7. maddeleri laikliğe aykırı hükümler içermiştir. Ancak aynı 1921 Anayasası’nın, “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir; idare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına dayanır,” diyen birinci maddesi –dinsel dokunulmazlık kazandırılmış halife dâhil- her türlü kayıt ve şarttan bağımsız, “kayıtsız şartsız millet iradesinden” söz ederek aslında “laik bir öz” taşıyordu. Teşkilatı Esasiye Kanunu (1921 Anayasası), Osmanlı Kanuni Esasisi’nden farklı olarak halifeye, mecliste ve devlet yönetiminde hiçbir söz hakkı tanımıyordu. 1921 Anayasası’nın “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyen birinci maddesi, Tanrı’ya dayandırılan “dinsel egemenlik” yerine, millet iradesine dayandırılan “dünyevi egemenlik” anlayışını siyasal sistemin temeline yerleştirmiştir. Bu nedenledir ki, 1921 Anayasası her ne kadar laik değilse de “kayıtsız şartsız millet egemenliği” vurgusuyla Türkiye’de laik Cumhuriyet’e giden yolu açmıştır.

1924 Anayasası da 1928 yılına kadar laik değildi. Çünkü 1924 Anayasası’nın 2. maddesinde devletin dininin İslam olduğu; 16. ve 38. maddelerinde milletvekillerinin ve cumhurbaşkanının ‘vallahi’ diye” yemin edecekleri ve 26.maddesinde ise meclisin görevlerinden birinin de “dinsel hükümleri yerine getirmek” olduğu belirtilmiştir.

1921 Anayasası ve 1928 yılına kadar da 1924 Anayasası laik değildir. Ancak bu anayasaların laik olmaması, istenen bir durum değil, tamamen dönemin koşullarıyla ilgili geçici bir durumdu.

Şöyle ki: Atatürk Nutuk’ta, 1921 Anayasası’na ve 1924 Anayasası’na “Meclisin şeri hükümleri (dini kuralları) yürütmesi” ve “Devletin dini İslam’dır,” maddelerinin konulmasını istemediğini, ancak “Laik hükümet deyiminden ‘dinsizlik’ anlamı çıkarmak eğiliminde olanlara ve bundan yararlanmak isteyenlere fırsat vermemek için” bu maddelerin anayasaya konulmasına göz yumulduğunu; 1924 Anayasası’nın 2. ve 26. maddelerinde “gereksiz görünen” ve “Yeni Türkiye Devleti’nin ve Cumhuriyet rejimimizin çağdaş karakteriyle bağdaşmayan bu terimlerin, devrim ve Cumhuriyet’in o zaman için sakınca görmediği tavizler” olduğunu belirterek, “Millet, anayasamızdan bu fazlalıkları ilk uygun zamanda kaldırmalıdır,” diyor.(1) Nitekim 1924 Anayasası’nda da yer alan “bu fazlalıklar” ilk fırsatta anayasadan çıkarılacaktı.

10 Nisan 1928’de yapılan anayasa değişikliği ile “Meclis dini hükümleri uygular” ve “Türkiye Devletinin dini, İslam dinidir,” maddeleri anayasadan çıkarılmıştır. Ayrıca milletvekili ve cumhurbaşkanlığı yeminindeki “Vallahi” sözcüğü de “Namusum üzerine söz veriyorum,” şeklinde değiştirilmiştir. (1924 Anayasası 16 ve 38. maddeler) Böylece 1924 Anayasası laikleştirilmiştir.

1928 yılında Başbakan İsmet (İnönü) ve 20 arkadaşının hazırladığı anayasayı “laikleştiren” kanun teklifi, 5 Nisan 1928’de Meclis Başkanlığı tarafından Anayasa Komisyonu’na gönderildi. Teklif, 1924 Anayasası’nın 2, 16, 26 ve 38. maddelerinin değiştirilmesini öneriyordu.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı laikleştirmeyi amaçlayan kanun teklifinin gerekçesinde ulusal egemenliğe dayanan en gelişmiş devlet şeklinin “Laik ve Demokratik Cumhuriyet” olduğu; Medeni Kanun ve Ceza Kanunu gibi çağdaş kanunların laik devleti zorunlu kıldığı; bir........

© Cumhuriyet