İslam dünyasının derin uykusu ve Atatürk |
“Bütün Türk ve İslam âlemine bakın: Düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve ilerlemeye uyduramadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler…” (Atatürk, 1925)
AKP’li Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçen hafta TRT’de konuk olduğu bir programda, “Artık İslam dünyası uyandı! Bu coğrafya 100 yıllık derin uykusundan uyandı!” dedi. Dışişleri Bakanı bu açıklamayı yaparken, İsrail’in Filistin’de kadın-çocuk demeden on binlerce Filistinli Müslümanı katlederken İslam dünyasının çıtını bile çıkaramadığını unutmuşa benziyordu. Ayrıca Dışişleri Bakanı’nın bu açıklamayı yaptığı sırada Suriye’de yeniden başlayan çatışmalar devam ediyordu. Aynı saatlerde televizyonlar, İran’da mevcut yönetime karşı başlayan sokak gösterilerinde ölenlerin sayısının arttığını bildiriyordu.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “İslam dünyası… Bu coğrafya 100 yıllık derin uykusundan uyandı!” derken sanki İslam dünyasının derin uykusunun 100 yıl önce yani 1923 sonrasında başladığını ifade ediyor. Ancak İslam dünyasının derin uykusu, 100 yıl önce başlamadı, o derin uyku yüz yıllardır devam ediyor.
Öyle ki, İstiklal Şairi Mehmet Akif (Ersoy), 1918 yılında yazdığı “Şark” şiirinin bir bölümde derin uykudaki İslam dünyasını şöyle eleştirmişti:
“Şark
(…) Ne gördün, Şark’ı çok gezdin?’ diyorlar.
Gördüğüm yer yer
Harap iller, serilmiş hânümanlar, başsız ümmetler,
Yıkılmış köprüler, çökmüş kanallar, yolcusuz yollar,
Buruşmuş çehreler, tersiz alınlar, işlemez kollar;
Bükülmüş beller, incelmiş boyunlar, kaynamaz kanlar.
Düşünmez başlar, aldırmaz yürekler, paslı vicdanlar;
Tegallüpler, esâretler, tehakkümler, mezelletler;
Riyâlar; türlü iğrenç iptilâlar, türlü illetler;
Örümcek bağlamış, tütmez ocaklar; yanmış ormanlar;
Ekinsiz tarlalar, ot basmış evler, küflü harmanlar;
Cemaatsiz imamlar, kirli yüzler, secdesiz başlar;
‘Gazâ’ nâmiyle dindaş öldüren biçare dindaşlar;
Ipıssız âşiyanlar; kimsesiz köyler; çökük damlar;
Emek mahrumu günler; fikr-i ferdâ bilmez akşamlar!..
Geçerken, ağladım geçtim; dururken ağladım durdum;
Duyan yok, ses veren yok, bin perîşan yurda başvurdum.
Mezarlar, âhiretler, yükselen karşımda dûradûr;
Ne topraktan güler bir yüz, ne göklerden güler bir nûr?
Derinlerden gelir feryâdı yüz binlerce âlâmın;
Ufuklar bir kızıl çember, bükük boynunda İslâm’ın!
Göğüsler hırlayıp durmakta, zincirler daralmakta;
Bunalmış kalmış üç yüz elli milyon, cansa gırtlakta!
(…)”
Görünen o ki, bugün “Asım’ın Nesli” diye ortada gezenler, hem Akif’i hem İslam dünyasını tanımıyorlar. Onlar sadece Akif’i ve İslam dünyasını değil; Atatürk’ü, Atatürk’ün önderliğindeki Kurtuluş Savaşı’nın ve Türk Devrimi’nin İslam dünyası üzerindeki etkisini de bilmiyorlar.
Türk Kurtuluş Savaşı’nın önderi Mustafa Kemal Atatürk, 1921 yılında aynen şöyle demişti: “Anadolu, bu müdafaası ile yalnız kendine ait vazifeyi yapmıyor. Belki bütün Şark’a yönelik saldırılara bir set çekiyor. Efendiler, bu saldırılar elbette kırılacaktır. İşte ancak o zaman Batı’da, bütün dünyada gerçek sükûn, gerçek refah ve insaniyet hüküm sürebilecektir.”
Atatürk’ün önderliğindeki Türk Bağımsızlık Savaşı’nın........