Devlet İçinde Devlet DÜYUN-I UMUMİYE

“Düyun-ı Umumiye, ülkenin iktisaden sömürülmesine çalışan Avrupa sermayesinin bekçiliğini yapmıştı.” (Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni)

Osmanlı Bankası’nın mimarı Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen Düyun-ı Umumiye binası.

Yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin, Erzurum valisi olduğu dönemde yayımladığı “Sultan II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 148. yıl dönümünü kutlama mesajında”, II. Abdülhamit “Düyun-ı Umumiye İdaresini kurarak devletin borç yükünü hafifletti” diyerek Düyun-ı Umumiye’yi de güzellediğini öğrendik. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir valisinin, istibdat (baskı) düzeninin kurucusu, II. Abdülhamit’in tahta çıkışını kutlaması ve emperyalist sömürünün araçlarından Düyun-ı Umumiye’yi güzellemesi ve sonrasında içişleri bakanlığına atanması, bugün Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin anlayışını gözler önüne sermesi bakımından çok dikkat çekicidir.

Peki, Düyun-ı Umumiye neydi?

OSMANLI’NIN BORÇLANMASI 

Osmanlı Devleti, 1783’te Kırım’ın Ruslar tarafından işgalinden sonra, I. Abdülhamit döneminde, ilk dış borç teşebbüsünde bulundu.(1) Ancak dışarıdan borç para bulamayan Osmanlı, mecburen içeriye döndü. 1848’den itibaren Galata Bankerlerinden yüksek faizle borç almaya başladı.

1853-1856 Kırım Savaşı’nda Rusya’ya karşı İngiltere ve Fransa ile birlikte hareket eden Osmanlı’nın, savaş masraflarını karşılamak için paraya ihtiyacı vardı. 24 Ağustos 1854’te Londra’da Dent-Palmer ve Ortakları, Paris’te Goldscimd ve Ortakları ile 75 milyon franklık ve yüzde 6 faizli bir borç antlaşması imzalandı. Kesintiler nedeniyle bu paradan ancak 60 milyon frank Osmanlı hazinesine girdi.(2) Bu borçlanmaya, Mısır’dan alınan yıllık vergi “teminat” olarak gösterildi.

1854’ten itibaren Avrupa ülkelerinden yüzde 6 ile yüzde13 arasında değişen yüksek faizlerle borç almaya başlayan Osmanlı Devleti, 1854-1875 arasındaki 21 yılda 15 dış borç antlaşmasında yaklaşık 237 milyon lira borçlandı, (bazı kaynaklara göre yaklaşık 239 milyon lira) fakat tahvillerin ilk ihraç fiyatlarının iskontolu olması nedeniyle devletin eline ancak 127 milyon lira geçti.(3)

Osmanlı’nın uzun vadeli ve yüksek faizli borç tahvilleri, Avrupa piyasalarında çok tutuldu. Osmanlı’ya borç vermek çok kârlı bir iş halini aldı. Öyle ki, yabancı sermayedarlar, tehdit ve rüşvetle Osmanlı devlet adamlarını daha çok borç almaya zorladılar. Galata Bankerleri, yüzde 10-12 komisyonla Avrupa piyasalarından Osmanlı’ya borç para buldular. Sırf Osmanlı’ya borç vermek için yabancı bankalar ve kredi şirketleri kuruldu. Osmanlı Bankası bunlardan biriydi. Böylece hem Osmanlı’ya yüksek faizle borç veren yabancı sermaye gurupları hem de komisyoncular çok para kazandılar.(4)

Osmanlı Devleti, dış borçtan elde ettiği parayı iyi yönetemedi. Zaman içinde aldığı yeni borçları, giderek, eski borçların anapara ve faizlerinin ödenmesi için kullandı. Borç borcu doğurdu.

1866’dan itibaren borç ödemelerinde güçlük çekmeye başlayan ve 1873’te dünya piyasalarında “Borsa Krizi” çıkınca Avrupa piyasalarından borç para bulamayan Osmanlı Devleti, 6 Ekim 1875’te iflas etti. 30 Ekim 1875’te Ramazan Kararnamesi ilan edildi. Bu kararname ile bütün iç-dış borçları ve faiz ödemelerini, 5 yıl süreyle, yarı yarıya indirdiğini (yarısını para, yarısını yüzde 5 faizli hisse senetleriyle ödeyeceğini) açıklayan Osmanlı Devleti, Nisan 1876’dan itibaren de dış borç ödemelerini tamamen durdurdu.

1876’da II. Abdülhamit Osmanlı tahtına oturduğunda devlet gelirlerinin % 80’i bile dış borçları ödemeye yetmiyordu. Bu nedenle çalışanların aylıkları düşürüldü, ancak yine de gecikmeyle ödenebildi.(5)

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi’nin) kaybedilmesi sonunda Yeşilköy’e kadar gelen Ruslar, Osmanlı Devleti’nden yüksek bir savaş tazminatı istediler. Böylece Osmanlı, yılda 35 milyon kuruşluk ve 100 yıllık bir borç yükü altına daha girdi.(6)

II. Abdülhamit 1878’de Kıbrıs Adası’nı bir miktar para karşılığında İngilizlere kiraladı. 1878 Berlin Kongresi’nde, alacaklı devletler Osmanlı’ya, İstanbul’da -Osmanlı maliyesini yönetecek- çokuluslu bir mali komisyon kurulmasını kabul ettirdiler.(7) Ekonomik bağımlılık, beraberinde siyasal bağımlılığı getirdi.

DÜYUN-I UMUMİYE’NİN KURULUŞU 

1879’da Galata Bankerlerine ödenecek borca karşılık Rüsumu Sitte (Altı Vergi) İdaresi kuruldu. Böylece Osmanlı........

© Cumhuriyet