Kama muta… |
Yılın son günü. Artık geleneksel hale getirdiğim birkaç saat... Sadece kendime ayırdığım... Sabahın erken saatlerinde vapur ile Büyükada’ya gidiş; sessizliğin içinde evlerden uzaklaşarak ormana doğru yürüyüş... Ardından tarihi Splendid Otel’de küçük bir kahve molası... Elimde kitabımla bir köşeye yerleşiyorum. Otel dolu sanırım. Benim yaşlarımda 6-7 kişilik 2 grup salondaki koltuklara yerleşmiş. Birkaç çift de köşelerdeki küçük sehpalı yerlerde. Kafamı kitaptan kaldırdığımda gördüğüm manzara şu: Hemen herkes elindeki cep telefonuna bakıyor. Birbirleri ile iletişim asgari düzeyde. Herkes kendi dünyasına gömülmüş.
Avucumuzdaki minik bir alet bir yandan dünyayı daha önce hiç olmadığı kadar bize yakınlaştırırken öte yandan tüm insanlığı kendi esiri yapmayı başarıyor. Onsuz yapamıyoruz. Yemek masalarında, dost sohbetlerinde baş köşede... Dünyayı yakaladığımızı sanıyoruz ama en yakınlarımızdakini ıskalıyoruz. Kurduğumuz bağları zayıflatıyoruz. İşin kötüsü buna alışıyoruz, bir tehlike olarak görmüyoruz.
1 Ocak’ta bugün ne yazayım diye düşünürken karşıma çıktı kama muta. Popüler bilim dergisi New Scientist derinlemesine ele almış. Psikolojinin son yıllarında ele aldığı, hatta adını koyduğu bir duygu kama muta. İnsanın bir başkasıyla ya da bir toplulukla yoğun bir bağ hissettiği anlarda ortaya çıkan sıcak ve dokunaklı bir duygu olarak tanımlanıyor. 2012 yılında, Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles kampüsünden antropolog Alan Fiske ile meslektaşları Thomas Schubert ve Beate Seibt arasında geçen bir sohbetle başladı bu konunun gündeme........