İran gerçeği
“Antiemperyalizm” adı altında, İran’daki laiklik karşıtı ve teokratik baskı rejimini savunmak utanç verici bir durum olduğu gibi, antiemperyalist paradigma açısından da tutarsızdır.
Her şeyden önce, laikliğin olmadığı bir ülkede antiemperyalizmden söz edilemez. Çünkü emperyalizm, özellikle Ortadoğu’daki ulus devletlerin ve ulusal birliğin, din, mezhep ve etnik kimlik üzerinden yıkılması projesini uygulamaktadır.
Laiklik ise bir ülkenin din, mezhep ve dinsel konulardaki felsefi görüş üzerinden bölünmesini ve parçalanmasını engelleyen, ulusal güvenliğin, birliğin ve bütünlüğün güvencesi olan ilkelerden birisidir. Çünkü laik bir ülkede devlet vatandaşın dinine, mezhebine, dinsizliğine, felsefi görüşüne karışmaz, bu konuda tüm vatandaşlara tam bir özgürlük tanır. Bu özgürlüğün tanınmadığı ülkelerde ise dinle ve mezheple ilgili konularda anlaşmazlıklar, çatışmalar, kutuplaşmalar ortaya çıkar, devlet otoritesi eninde sonunda çöker.
İran’da olan tam da budur. İran’daki teokratik diktatörlük yüzünden halk bölünmüştür, halk isyan halindedir. İran’ı bölen ABD ve İsrail değildir, İran’ı bölen bu teokratik rejimin kendisidir! ABD ve İsrail bunu fırsat olarak görüp durumu lehine çevirmeye ve İran’ın nükleer ve askeri kapasitesini ortadan kaldırmaya çalışan emperyalist güçlerdir.
İran’daki göstermelik “seçimlere” katılım oranının yüzde 40’ın altında kalması,........
