İnsanlığın hasreti |
Deprem, sel, tsunami, yanardağ, çığ, kasırga gibi doğal felaketler, salgınlar, yangınlar, kıtlıklarla boğuşmak ve bunları alt etmek zorunda kalan insanlık, kendi yarattığı kölelik, savaş, işgal, sömürü, egemenlik belalarını bir türlü yok edemedi yeryüzünden.
Oysa “Ölmüş tüm kuşakların geleneği yaşayanların beynine büyük bir ağırlıkla yerleşmiştir” demişti Marx ve insanla ilgili her şey insanın sorumluluğundaydı.
İnsanlık, kendisine kötülük getiren, önlenebilecek bu belalara “dur” diyemedi.
Belaların kaynağını, kendi yarattığı bataklığı kurutamadı.
Bu belaların kaynağı, “Ben güçlüyüm” diyenlerin diğer insanlar için adaletin, eşitliğin, özgürlüğün olmadığı bir yaşamda sömürüyü, zorbalığı egemen kılma isteğidir.
Barbarlıkla ve köleleştirmeyle başlayan, özellikle ortaçağ imparatorluklarının doymak bilmez bir hırsla dünyanın tamamına egemen olma amaçlarıyla büyüyen bu bela; dinler adına işlenen cinayetlerle de beslenerek yüzyıllarca dünyayı kana boğdu.
Sömürgecilikle kıtaları yağmalayarak paylaşan kapitalizm ve onun tepe noktası emperyalizmin dünyaya düzen verme arayışının getirdiği Dünya Savaşı ile 20. yüzyıla geldi insanlık.
Yeni düzen arayışıyla Hitler ve yandaşları İkinci Dünya Savaşı’yla uygarlık birikimine saldırdı ve milyonlarca........