Aşı karşıtlığı ve toplumsal etkileri - Ülkü Sarıtaş |
Bakteri, virüs gibi mikrobial ajanlarla meydana gelen hastalıklardan korunmak amacıyla etkisi zayıflatılmış mikrobial ajanlar veya bunların genetik yapısını taklit eden parçacıkların laboratuvarda üretilmesi ile elde edilen aşıların tarihçesi yaklaşık iki bin yıl öncesine dayanmakta, Çin ve Hindistan’da aşıya benzer uygulamaların yapıldığı tarihi kalıntılardan anlaşılmaktadır.
Ülkemizde aşı üretimi için ilk çalışmaların 18. yüzyıl başlarında İstanbul’a gelen bir İngiltere büyükelçisinin eşi olan Leydi Mary Montagu’nun yazdığı mektuplarda, İstanbul’da çiçek hastalığına karşı “aşı” denen bir şey yapıldığını bildirmesinden anlaşılmaktadır. 19. yüzyıl başlarına kadar devam eden aşı çalışmaları, 19. yüzyıl son çeyreğine kadar yaşanan siyasi çalkantılar nedeniyle kesintiye uğramış, Cumhuriyetle birlikte Türkiye’deki aşı üretimi ve bağışıklama konusundaki çabalar halk sağlığı önlemleri kapsamında hükümet siyasi programına girerek tekrar başlamıştır.
1927’de verem aşısı üretimine başlanmış, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasında zor koşullar altında dahi hayvan ve insan aşıları üretilmeye devam edilmiştir. İstanbul’un işgali sonrasında aşı merkezi önce Eskişehir, daha sonra da Kırşehir’e taşınmış, aynı dönemde Afyon’da çiçek aşısı üretimine devam edilmiştir. Erzurum’daki serum laboratuvarı, Rus işgali sırasında Halep, Niğde, Sivas ve Erzincan’a taşınmış, Kastamonu’da da aşı üretimi yapılmış, 1928’de (Merkez) Hıfzıssıhha Enstitüsü ile üretim merkezileştirilmiştir.
PROGRAMLI AŞI UYGULAMALARI
20. yüzyıl boyunca başarılı aşı uygulamaları devam etmiş ve “Genişletilmiş Bağışıklık Programı” ile ülkemiz 2002’de Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)........