Kahramanmaraş...

On bir yaşında küçücük çocuklar...

En güvende hissettikleri okul sıraları arasında, kendilerini poligondaki hedef tahtasına çevirip “kafalarını hedefleyen” bir başka öğrenci tarafından vuruldu.

Şiddetin her yerde kol gezdiği ülkemiz için bile bu sahne çok korkunç. Tüyler ürpertici. Kendi evimin kapısın önünde sekiz yıl önce kalaşnikofla mafya babaları tarandığında bile bu kerte sarsılmamıştım.

Artık bu başka bir boyut.

“Level atlamak” diyorlar ya... Şiddet burada “level atladı”. Ve okulu kana buladı.

Okula kan bulaştıran şiddet herhangi bir yerde, sokaktaki şiddet gibi değil.

Hayata yeni giren çocukların en yakın bağlarını, arkadaşları ve öğretmenleriyle olan sevgi, güven ilişkilerini hedef alıyor.

Okul saldırılarının bilançoları bu nedenle yalnız acı kayıplarla değil, geride kalanların -ömür boyu süren- travmalarıyla da ölçülüyor.

Ülke olarak elbette ki şoka uğradık. Ama Ayser Çalık Ortaokulu’nun yaraları çok ağır.

Beşinci sınıftan Fatma İkra Çam -misal- “Yaşananlar rüyalarıma giriyor” diyerek anlatıyor ve “okula gitmek istemediğini” söylüyor.

Büyük ihtimal bu okul bir daha kapılarını hiç açamayacak. Yalnız Kahramanmaraş mı?

Türkiye genelinde eğitim çok yerde kesintiye uğradı. Veliler çocuklarını okula göndermedi. Gönderen kâbus yaşadı. Ve yaşıyor.

Özellikle Kahramanmaraş gibi, pandeminin üstüne bir de deprem yaşamış; bu nedenle eğitim süreci uzun yıllar aksamış bir il için bu saldırı, üçüncü ağır darbe oluyor.

İsa Aras’ın babası Uğur Mersinli ifadesinde; “Oğlum İsa, sekiz senede toplam üç yıl okula gidebildi. Çünkü eğitim döneminin bir........

© Cumhuriyet