Gaziantep’teki ihaleye şaşırdık mı?
Türkiye’de kamu kaynaklarının kullanımı, özellikle de ihale süreçleri, uzun süredir hem hukuki hem de siyasi tartışmaların merkezinde yer alıyor.
Ben de sayısız örnekle yapılan hatalı kullanımları defalarca yazdım.
Kamu İhale Kanunu’nun öngördüğü farklı yöntemler arasında yer alan “doğrudan temin” usulü ise sağladığı pratiklik nedeniyle idareler tarafından sıkça tercih edilirken aynı zamanda şeffaflık ve rekabet ilkeleri açısından da en çok eleştirilen başlıklardan biri olmayı sürdürüyor.
Yine böyle bir durum var.
Çünkü mevzuat, belirli parasal sınırlar ve istisnai durumlar çerçevesinde bu yönteme izin verse de uygulamadaki örnekler, çoğu zaman “Bu sınırlar ne kadar gözetiliyor?” sorusunu beraberinde getiriyor.
Emeklisi, asgari ücretlisi, maaşlı çalışanı, ülkenin yüzde 80’i kirayla, faturalarla, market masraflarıyla boğuşurken belediyelerin vergileri çarçur etmeleri kabul edilebilir gibi değil.
Özellikle farklı kurumlar tarafından aynı firmalara yönelen alımlar, işin niteliği ile firma uzmanlığı arasındaki uyum ve piyasa araştırmasının nasıl yapıldığı gibi konular, denetim ve hesap verilebilirlik açısından çok sorunlu.
MİLLETİN CEBİNE UZANDI
Sayıştay bu yöntemleri hemen hemen her raporlama döneminde eleştiriyor.
Öyle ki siyasi kimlikler, yerel yönetim yapıları ve kamu görevi ile ticari faaliyetlerin kesiştiği noktalar ise tartışmayı daha da hassas bir zemine taşıyor.
Gaziantep’te belediye meclisinde gündeme gelen son veriler de tam olarak bu çerçevede dikkat çekiyor.
Farklı kurumları kapsayan, çeşitliliği oldukça geniş ürün alımları ve doğrudan temin yöntemiyle........
