Afyon Kalesi’nden Afyon’a bakarken
Sevgili okurlarım, 3 Haziran’da canımız Nâzım Hikmet’i yitireli tam 63 yıl olmuş ve ben Afyon Kalesi’nde durmuş Afyon’a bakıp Nâzım Hikmet’in ezbere bildiğim o muhteşem şiirini mırıldanıyorum:
“Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu./ Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki/ şayak kalpaklı adam/ nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden/ güzel, rahat günlere inanıyordu/ ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki, mavzerinin yanında/ birdenbire beş adım sağında onu gördü./ Paşalar onun arkasındaydılar. O saati sordu/ paşalar üç dediler,/ Sarışın bir kurda benziyordu./ Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı./ Yürüdü uçurumun başına kadar,/ Eğildi durdu/ Bıraksalar/ İnce uzun bacakları üstünde yaylanarak/ Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak/ Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.”
Kaleden inerken gene haziran ayında yitirdiğimiz Ahmed Arif’in en sevdiğim dizeleri aklıma düştü:
“Öyle yıkma kendini,/ öyle mahzun, öyle garip/ nerede olursan ol/ içeride, dışarıda, derste sırada,/ yürü üstüne üstüne/ tükür yüzüne celladın/ fırsatçının, fesatçının, hayının.../ dayan kitap ile/ dayan iş ile/ tırnak ile,diş ile/ umut ile, sevda ile, düş ile/ dayan rüsva etme beni.”
Kaleden iniş yolu epeyce zor ve belleğimin oyunları bitmiyor. Gene haziranda yitirdiğimiz Orhan Kemal geliyor aklıma. Sabahın çok erken saatleri, çok gencim, Harbiye yolunda ilerliyorum; o da ne, önümde bir çift yürüyor. Birden uzun paltolu, fötr........
