Savaş Önce Dilde Başlar

Bazı kelimeler vardır; yalnızca bir şeyi anlatmaz, insanlığın iç karanlığını da ele verir. “War” ve “savaş” böyle kelimeler. İki ayrı dilin içinden gelirler ama aynı yaraya dokunurlar. Biri Batı dillerinde kargaşanın, çekişmenin, altüst oluşun izini taşır; öteki bizim dilimizde karşı karşıya gelişin, çatışmanın, kimi yorumlara göre de doğrudan darbenin gölgesini. Onun için bu iki sözcüğün kökenine bakmak, yalnızca sözlük karıştırmak değildir. Bir bakıma insanın kendi karanlığına dönüp bakmasıdır.

İngilizcedeki war sözcüğü, eski biçimleri boyunca “çekişme”, “düşmanlık”, “kavga” kadar, “karıştırmak”, “şaşırtmak”, “düzeni bozmak” anlamlarına da açılıyor. Yani bu kelimenin içinde yalnız silahlı çatışma yok; hayatı altüst eden, aklı bulandıran, gündeliği dağıtan bir taraf da var. Savaş burada yalnız top sesini değil, savruluşu da anlatıyor. Yalnız cepheyi değil, dağılan hayatları da.

Türkçedeki “savaş” ise daha katmanlı bir kelime. Üzerinde tam birleşilmiş, tek çizgili bir köken açıklaması yok. Bir görüş, sözcüğü “tartışmak”, “karşılıklı ağır söz söylemek”, “mücadele etmek” anlam çevresine yerleştiriyor. Bir başka görüş ise daha sert bir yere, “vurmak” anlam alanına doğru götürüyor. Yani bu sözcüğün içinde iki ayrı ihtimal dolaşıyor: sözle başlayan bir karşı........

© Cumhuriyet