Okul Koridorları Karanlığa Teslim Olmasın
Bir zamanlar Amerika’dan gelen okul saldırısı haberlerine uzaktan bakıyorduk. Şimdi aynı karanlık, iki gün içinde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta kapımıza dayandı. Bu tablo bize bir kez daha gösterdi: Mesele yalnız güvenlik değil; nasıl bir toplum, nasıl bir eğitim, nasıl bir çocukluk kurduğumuzdur.
Amerika’daki okul saldırıları haberlerini ilk duyduğum yılları hatırlıyorum. Ekranda okul koridorları görünürdü; siren sesleri, yere çökmüş çocuklar, gözyaşına boğulmuş aileler… O haberler bize çok uzak sanılırdı. Hatta kimi zaman insanın içini daha da karartan sözler işitirdim: “Amerika işte, başlarını yesinler.” Oysa ben her seferinde aynı şeyi düşünürdüm: Bir çocuğun ülkesi korku olabilir mi? Bir öğrencinin vatanı şiddet olabilir mi?
Ama şimdi o uzak sandığımız karanlık bizim evlerimizin içine kadar girdi. 14 Nisan’da Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde eski bir öğrencinin liseye düzenlediği silahlı saldırıda 16 kişi yaralandı. 15 Nisan’da Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde bir ortaokulda yaşanan silahlı saldırıda ise vali ve ilk haber kaynaklarına göre 1 öğretmen ile 3 öğrenci yaşamını yitirdi, 20 kişi yaralandı. Aynı gün Millî Eğitim Bakanı riskli görülen okullarda polis ve devriye uygulaması bulunduğunu açıkladı.
İşte tam burada durup düşünmek zorundayız. Çünkü bu iki haber yalnız iki kentin haberi değil. Bu, memleketin çocuklukla kurduğu ilişkinin haberidir. Okul dediğiniz yer, insanın dünyaya biraz daha güvenle bakmayı öğrendiği yerdir. Öğretmenin sesi, çocuğun içindeki dağınıklığı toplayan ilk sığınaklardan biridir. Teneffüs dediğiniz şey, yalnız koşup oynama vakti değil; birlikte yaşamayı öğrenmenin ilk alanıdır. Eğer şimdi o........
